Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Okuyanlar ve Akademisyenler Edebiyatın Neresinde?

red_tea_by_silvermoonswan-d6nipmq

Öykü yazmaya başladığımdan beri en sık karşılaştığım soru şu oldu: Edebiyat okumanız öykücülüğünüze katkı sağladı mı? Benim de buna verdiğim en sık cevap hayır oldu. Çünkü ben bu bölüme öğretmen olabilmek için değil gerçekten edebiyat okumak ve edebiyatın nasıl yapıldığını öğrenmek için gitmiştim. Daha birinci sınıfta hayal ettiğim bir yerde olmadığını anlamıştım çünkü bize sadece edebiyat bilgileri, dil dersleri ve edebiyat tarihi öğretiliyordu. Bütün bunların insanın genel kültürünü artırdığı doğrudur lakin insanın yaratıcılığına katkı sağladığı söylenemez. Hatta bazen derslerin yoğunluğu ve zorluğu içinizdeki yazma hevesinin bile azalmasına sebep olabilir. Şükür ki ben şanslı olanlardandım. Üniversitede yazmaya hevesli birçok arkadaşımın şimdi öğretmenler odasında ek ders hesapladığını ve altın günleri düzenlediğini biliyorum. Hatta bazıları yazı yazanlarla entel diye dalga malzemesi de yapabiliyor. Hâlbuki kendisi ekmek parası kazandığı dersinde geçmişteki entelleri ezberden anlatıyor.

Yaratıcılıktan bahsetmişken kimileri bunun bir yetenek olduğunu söyleyebilir. Bence de yetenektir ama yetenek daima belli kanallarla beslendiğinde hayat bulur. Sadece okuldaki derslerimizden hareketle bu beslenmenin sağlanabileceği ise ne yazık ki söylenemez. Bu biraz da insanın bilinçli çabasının ürünüdür.

Edebiyat’ta okuyanlar bilirler. Bölümdeki temel dersler Eski Türk Edebiyatı, Yeni Türk Edebiyatı, Halk Edebiyatı, Eski Türk Dili ve Yeni Türk Dili kapsamında planlanmıştır. Bunlar yıldan yıla dallara ayrılır ve öğrenci mezun olmaya yakın hepsini bir yana bırakıp formasyon derdine düşer. Formasyona bazen Ales’le olur bazen de ortalamaya göre. Bu değişen sisteme ayak uydurmaya çalışmak zaten bölümde okuyanlar için zordur. Bölüme gelenlerin çoğunun matematiği kötüdür ve Ales’te matematik yapılmak zorundadır. Bazıları matematiği halletmeye çalışırken ortalamalarını düşürürler o sene sistem değişir formasyon ortalamaya biner ve ortalaması düşük olduğu için başka kapılar aramaya başlar. Şartlar uygunsa ilk çalacağı kapı polisliktir. O da olmazsa ya evinin kadını olur ya da Kpss ile başka memurlukların peşine düşer. İşte bu hengâmede siz edebiyat görebildiniz mi? Kitapçılara sadece Kpss ve Ales hazırlık kitapları için başvurmuş ve enerjisi böylece tüketilmiş birinden sanata meyletmesi zaten beklenemez.

Durumun farklı bir boyutu da zaten bölüme gelen kişilerin o taraklarda bezi olmamasıdır. Sözelcidir, tercihinde Tarih, Coğrafya ve Edebiyat’ı yazmıştır, Halkla İlişkiler gibi diğer sözel bölümlerden korkmuştur. Böylece de Edebiyat nasip olunca kendini bu hengâmenin içinde bulmuştur. Akıllıca davranıp kitapla, dergiyle uğraşmamışsa atanmış ve işini gücünü yoluna koymuştur. Bundan sonra dersini anlatabilmek için öğretmen kitapları okunsa zaten yeterdir. Nitelikli öğrenci bulamadığından şikâyetçidir ama kendi koltukaltında bir kitapla onu kimse görememiştir. Günümüzdeki edebiyat dünyasından bihaberdir. Yahya Kemal’den sonra Türk edebiyatının bittiğini de iddia edebilir. Hatta bununla ilgili şiddetli tartışmalara bile girebilir. Günümüzdeki şiirler anlaşılmamaktadır, öyküler zaten başarısızdır, romanlar uzun ve sıkıcıdır, denemecilik Monteigne’yle doğmuş ve ölmüştür. Bundan dolayı da edebiyat yoktur. Dilbilgisi belki vardır ama bazı öğretmen arkadaşların Facebook ve Twitter hesaplarından anladığımız kadarıyla pek de öğrenilmemiştir. Herkez de yazabilir, görüpte ne yapacaksın da yazabilir, hatta buda geçer yahu diye de yazabilir. Bunlar Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenidir. Edebiyattan uzak kalmalarını belki anlayabilirim ama dilbilgisinden uzak kalmalarını anlayamam.

Edebiyat öğretmenlerinin yakındığı bir diğer husus da kitapların ve dergilerin pahalı olmasıdır. Kredi borçlarıyla boğuşan Türk öğretmeninin kitaba parası yetmeyecektir elbette.

Bunları niye yazıyoruz bundan bize ne? Kendisi okumayan öğretmenin öğrencisinin okumamasından yakınması ahlaki değildir. Kendi branşıyla ilgili güncel olayları takip etmeyen öğretmenin kendisini geliştirebilmesi de söz konusu değildir. Edebiyat ölü değildir ki zamanın belli bir noktasında bitsin. Edebiyatı öğretip sevdirecek öğretmenin başta kendisinin bunu sevmesi gerekmez mi?

Gelelim akademiye. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde neler oluyor? Bir kere diğer bölümleri bilmem ama bizim bölümlerimizin hocaları çok ama çok yoğundur. Sadece makale yazabilmek için kitap okurlar. İlgili yerlerini kullanırlar, analiz ederler, sunumlarını hazırlarlar vs. Bu sürece nasıl geldiler peki? Üniversiteden sonra hocalarının gözlerine giren bazı parlak öğrencilere hemen yüksek lisans yap uyarısı yapılır. Kimisi de kendisi akademisyenliğe heves eder. Böylelikle uzun ve çileli bir yola çıkmışlardır. Yüksek lisans nispeten kolay geçer. Tezde biraz zorlanabilirler. Lakin doktora başa bela. Çünkü öncelikle yabancı dil sınavını geçmek zorundadırlar ve akademisyen adayları bütün enerjilerini bu sınava harcarlar. Gerçekten zor bir sınavdır. Onu hallettiklerinde makalelerle boğuşmaya başlarlar, onu da hallettiklerinde doktora tezleri yazılmak zorundadır. Doktora tezi için uzun okumalara ve zamana ihtiyaçları vardır. Lakin bu okumaların hiçbiri edebi zevkle yapılan okumalardan değildir ve tez okumalardır. Tez biter kadro çıkar. Yine yayınlar dil sınavı puanını yükseltmeye çalışmalar. Zaten öğretim üyesi olunduğunda dersler, sınavlar, akademik görevler derken zaman akıp gider. Belki de birçok edebiyatçı akademisyenin içinde ukdedir şöyle içine sine sine, herhangi bir yayın için olmadan istediği kitabı okuyabilmesi. Hayır, bu suç onların değil. Çok ama çok yoğunlar çünkü. İşin ilginç yanı haklılar. İnsanları anlamaya çalıştığımızda kimseyi haksız göremiyoruz, eleştiremiyoruz da.

Ne yazık ki ülkemizde eğitim hala sistemli değil. Bütün bu sistemsizliğin içinde öğretmenden ya da edebiyatçı akademisyenden edebiyatla ilgilenmesini beklemek haksızlık olabilir. Hatta işin içinde olanlar bizi şiddetle eleştirebilir ama ortada bir gerçek var. Hem okumuyoruz hem buna rağmen okumayanları eleştiriyoruz hem de yazanlarla dalga geçiyoruz. Esasında dalga geçen cenahın temel problemi kendilerinin yeterince kabiliyetli olmamaları ve dalga geçtikleri şeyleri de başaramamalarıdır. Bu ayrı mesele açmayalım.

Edebiyat öğretmeyi meslek edinenlerin bazılarının alan konusundaki sorumsuzluğu içler acısı. Biz bunun için ne yapabiliriz. Sanırım şu an sadece bu yazıyı yazabiliriz. Belki minik bir farkındalık oluşturabiliriz. Bunun dışında da kimsenin elinden bir şey gelmez.

Edebiyat okudum asla pişman değilim hatta dünyaya yine gelsem yine aynı bölümü okurum ama zihniyetin biraz değişmesini isterim sadece. Mesela hiç Batı Edebiyatı dersi görmeden Yeni Türk Edebiyatı’nı anlamaya çalışan biri olmak istemiyorum. Sadece hocanın defterden not yazdırmasıyla, ezberlenerek geçilen derslerin olduğu bir bölüm istemiyorum. Hocalarımın entelektüel birikimlerine hayran kalmak istiyorum.

Bu liste uzayabilir. Yalnız şu var ki lisansta ve yüksek lisansta gerçekten kendini bu işe adamış, geliştirmiş, öğrenciye de ulaşmasını bilen birkaç hocaya sahip oldum. Onların hakkını da yemek istemiyorum ve de onlar gibi hocalar benim gibi birkaç kişinin kendini keşfetmesine yardım ediyorlar. Onlar iyi ki varlar. Yazar olarak ürünler vermeye çalışan hocalarımız da gözümüzün aydınlığı olarak iyi ki varlar.

Bu yazıyı okuyanlar diyebilirler ki o bölümün zaten insanları yazar yapacağım diye iddiası yok. Bunu ben de biliyorum ama en azından edebi zevk ve okuma kültürü kazandırabilir. Bunu yapmak da görevidir diye düşünüyorum. En son kitabı ortaokulda özet çıkarma ödevi için okudum diyen Edebiyat Bölümü öğrencisi tanıyorum. Bütün dersleri önceki senelerin notlarıyla, fotokopilerle geçmiş. Hocalar almaya mecbur etmemişse ya da kendi kitaplarını satmamışlarsa kitap almamış. Bununla birlikte hocalar doçent olunca okumayı bırakır diyen akademisyen de biliyorum. Bunlar da ne yazık ki gerçekler.

Velhasılıkelam görünen köy bu. Peki Türk Dili ve Edebiyatı okuyanlar edebiyatın neresinde? İçinde değilse kıyısında, köşesinde ya da tamamen dışında.

Müzeyyen Çelik

Sadece bir Müzeyyen.

8 thoughts on “Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Okuyanlar ve Akademisyenler Edebiyatın Neresinde?

  • 05/11/2013 at 23:49
    Permalink

    İaşe kimliği ile edebiyat/şair kimliği arasındaki uçurum büyüdükçe yani insanın hayatındaki travma derinlestikçe o denli nitelikli eserler veriyor sanatçı. Edebiyat okumak ile edebiyatla iştigal etmek arasında derin bir uçurum olmadığı için hem eserlerdeki nitelik düşüyor hem de akşama kadar edebiyatla iç içe olunduğu için edebiyat, sığınılacak bir liman olma özelliğini edebiyat sektöründen ekmek yiyenler üzerinde göster(e)miyor. Uzun lafın kısası edebiyat travma meselesidir.

    Reply
  • 06/11/2013 at 11:51
    Permalink

    “Belki de birçok edebiyatçı akademisyenin içinde ukdedir şöyle içine sine sine, herhangi bir yayın için olmadan istediği kitabı okuyabilmesi. ”
    Bu cümle bile sıkıntıyı anlatmak için aracı olmaya yetmiş.
    Elinize aklınıza sağlık müzeyyen hanım. Allah razı olsun.

    Reply
    • 08/11/2013 at 10:17
      Permalink

      Teşekkür ederim. Bu yazı internette uzun yazı okunamaması sebebiyle kısa kesildi. Buna rağmen uzun bulanlar oldu. İşte bizim okuma maceramızın özet.

      Reply
  • 06/11/2013 at 19:59
    Permalink

    Dediklerinizde tüm ayrıntılarıyla haklısınız. Gerçekten çok faydalı bir yazı yazmışsınız. İçimden geçenleri anlatmışsınız. Ancak bir tek şuna katılmıyorum: ben edebiyat bölümü okuyan bir lisans öğrencisiyim ve bu yüzden en azından lisans öğrencileri için şunu söyleyebilirim ki kitap okumak yahut bir şeyler karalamak biraz da buna sorumlu olduğunuzu bilmekle alakalı. Lisans öğrencisiyseniz, tüm haftalarınız çalışmakla geçmez.En azından bizim bölüm için son hafta çalışmak yeterlidir sınavlar için. Peki bu diğer haftalarda edebiyat öğrencilerinin edebiyatın “e”siyle ilgilenmemesini neye bağlayacağız? Bunda elbet kpss ve ya ales gibi diktelerin de payı vardır ancak bu da bir mazeret olmamalı. Ben de iki sene boyunca bu konuda vahim bir durumdaydım. Bende kitabın bir ihtiyaç halini alması hissi son bir yıldır vardır. Ancak hala yeterince edebiyatla ilgilendiğimi söyleyemem. Ancak çabalıyorum. Bu durumu değiştirmeye çalışıyorum ve geldiğim noktanın daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Uzun lafın kısası, edebiyat okuyan bir lisans öğrencisi kendine en başta bunu buyurmalı:” Mesleğimi bir şekilde halledebilirim ama hiç kitap okuma alışkanlığı olmayan, düzgün konuşmayan ve ya bir şiire anlam veremeyen bir edebiyat mezunu olamam.” Dediğim gibi bu koşullardan çok, insanların seçtiği bir şey gibi geliyor bana, henüz lisans yıllarımda. Tekrar teşekkür ediyorum bu güzel yazınızdan dolayı.

    Reply
    • 08/11/2013 at 10:25
      Permalink

      Utku Bey esasında bizim temel sorunumuz okumamak. Hangi bölümde okursa okusun insanlar okumuyor. Ben tek bir kitap okumadan Roman Tahlilleri dersini geçen öğrenci biliyorum. İşte durum böyle olunca bölümlerde ders geçmenin nasıl olduğu vs vs konular tartışılacaktır. Okumamamın mazereti ise elbette yok. Teşekkür ederim.

      Reply
      • 08/11/2013 at 10:27
        Permalink

        Düzeltme: “okumamanın”

        Reply
  • 14/11/2013 at 18:36
    Permalink

    Bir Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Edebiyatçı olmak veya Edebiyat dünyasının içinde daha fazlabuer alabilmek için okunacak en yanlış bölüm! Zaten bugün kalemini kanıtlamış usta yazar ve şairlere baltığımızda içlerinde TDE mezunlarının oranı az olacaktır. Tıp okuyup da çok başarılı olan ne çok edebiyatçı vardır! Dördüncü sınıfın son haftaları bir sınıf arkadasşımın 4 yıl boyunce tek bor roman okumadan mezun olduğunu övümerek anlattığına şahit olmuştum. O arkadaşım formasyonu da alıp KPSS ile atanıp öğretmen olan ilk isimlerden biriydi bizim sınıfta. Ben vize, final, tez ve ALES LYS KPSS dertlerinden arınmış bir şekilde bir TDE mezunu olarak yeniden o bölümü okumayı çok isterdim.

    Reply
  • 25/11/2013 at 03:10
    Permalink

    Türkiye’de, dil ve edebiyat bölümü; yazar, şair vb. yol gösterici kitleyi yetiştirmekten ziyade , var olan eserleri inceleme, analiz etme üzerine yoğunlaşmış durumda. Keşke her ikisini de bir arada yürütebilseler.

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir