Toplu Şiirde Lezzet

Konuk Yazar: Yağız Gönüler

“Ey bu bahçelerde esen eski şarkılar: Nerdesiniz?
Belki de ulu ağaçların yapraklarına saklanmış: Susuyorsunuz.”
– Bâki Süha Ediboğlu (Kürdîlihicazkâr: Avni Anıl)

Toplu şiirler, şair için ne kadar kıymetliyse okuyucu için de bulunmaz nimet. Zira bulunmayan o ilk kitaplar, merak edilen o ilk şiirler, şairin şiir serüveni direkt olarak izlenebiliyor toplu şiirlerle. Son dönem Türk şiiri üzerine bahsedeceğimiz ilk isimlerden Hüseyin Akın, edebiyatımızdaki 25. yılını doldurmuş şairlerden. Ülke Kitap tarafından taptaze yayımlanan “Sevmek, Karanfil ve Kiraz” işte bu 25 yılın şiirini ortaya koyuyor. Burada yine başa dönüyoruz, daha önce yayımlanan şiir kitaplarının bulunmasının çok zor olduğunu, özellikle de ilk iki kitabı bulmanın imkansızlığını düşünürsek toplu şiirlerin okuyucunun kütüphanesine nasıl bir zenginlik katacağını da anlayabiliriz.

Özülke, Kardelen, Endülüs, Kırklar, Derkenar, Lamure ve İtibar dergilerinin mutfağında bulunmuş; şimdilerde kacakyolcu.com’un genel yayın editörlüğünü yapan, Süleyman Çobanoğlu, Ahmet Murat ve İbrahim Tenekeci hakkında ilk ciddi yazıları kaleme almış bir şairden bahsediyoruz. “Bir insanı şair, ârif ve hakîm yapan şey, kazanılmış yoksulluğudur. Bazı şairler o kadar mülk derdine düşmüşlerdir ki, şiire ve kelimelere bile mülkiyet hırsıyla yaklaşır hale gelmişlerdir” diyerek şiirlerini “Titizlik, ahlakın ta kendisidir” düsturuna oturtmuş, nitekim toplu şiirlerinin yer aldığı kitaba da, tam da hakkında bahsedilenlere uygun bir isim seçmiştir: Sevmek, Karanfil ve Kiraz. Neler denmiştir Hüseyin Akın hakkında? Mesela Ahmet Murat; “Risk alarak yazıyor: Uzun dizeler kuruyor, emek isteyen mevzular seçiyor, itiraz ederken nezaketini korumaya çalışıyor”, Hüsrev Hatemi; “Müslüman şairlerin coşkuyu en fazla tatmış olanlarından” demiş. Süleyman Çobanoğlu ise daha derinlikli bir yorum yapıyor şiir ve Hüseyin Akın şiiri hakkında: “Yaş ilerledikçe, şiir hususunda hayran olunacak şeyin parlak mısralardan, harikulade icatlardan daha başka bir şey olduğunu öğrendim. Nedir o? Şiirde ısrar etmek, temas ettiği her şeye şiiri bulaştırmak, her temasından üstüne şiir sürünmek. Şiir mihengine vurulmamış olanı reddetmek. Hüseyin Akın’ın yazdığı şiirle rabıtanız olur ya da olmaz. Meşrebinize uyar ya da uymaz. Ama yazdığı her satırdan önce o ısrar okunuyor. Bunun hakkını vermek, bunun altını çizmek lazım.”

Şiirlerinde ölümle burun buruna bir koku verir Hüseyin Akın. Fakat bunu dervişane, yani ölümün hayatın en doğal hâli olduğunu vurgulayarak yapar. Kanaviçe Kırları adlı şiirinde “Der ki içimden bir ses, sen hep öyle yalın kal / yol ne kadar çekse de durduk yerde ölünür” dizelerinden bunu anlayabiliyoruz. Hayatın içinde bir erkeğin yaşayabileceği en zirve ve en çöküntü duygular da yine şairin şiirinde bir izlek. Buradan Bakınca şiirince “Az şey değil bir kızı bir babadan çekip almak / bir konup bir havalanmış diye tam tepesinden gökyüzü” dizeleri de bunun bir örneği olsun. Yer yer kafiye, yer yer de modern şiir teknikleri Hüseyin Akın’ın şiirinde bolca bulunuyor. Şair bir yerde durmuyor, kendini en iyi nasıl ifade edecekse orada yer bulmak, yer yoksa da yer açmak istiyor. Bu sebeple uzun dizeler de görebiliyoruz, lirik ve kısa ifadeler de. Ama içinde hep bir özgünlük, hep bir özgürlük. Kumaştan Çalan Terzi şiirine bakalım: “Benim dilim varmıyor “nehir düştü!” demeye / çalınmış kumaşlardan terzi bir dağ dikiyor.”

Toplu şiirlerin kronolojik irtibatı düşünülünce, okunan şairdeki tabiri caizse kuruluş, gelişme ve yükselme, duraklama dönemlerini yakalayabiliyoruz. Hüseyin Akın’ın toplu şiirlerinde daima bir kuruluş heyecanı, sürekli bir gelişme ve yükselme emeği, kesintisiz bir durgunluk var. Coşkuyla münasebeti hiç kesilmiyor okuyucunun. Özellikle Çöl Vaazları kısmında şair, okuyucunun eline kalemi aldırıyor. Burada şimdi bir duralım. Günümüz şairinin temel kaygılarından “altı çizilecek dize” ile Hüseyin Akın’ın “ele kalem aldırma” coşkusu arasında bir irtibat yok. Burada ciddi bir mübayenet var. Zira okuyucunun hafızasına çalışıyor şair, buradaki çalışmaktan bir boksörü hafızada canlandırmak mümkün. Dizenin hafızaya ve gönle kolay yerleşeni makbuldür. Bu yüzden Çöl Vaazları kısmı diğer bölümler arasından sıyrılıyor. Gol sevinci için formasını çıkarmayı tercih eden bir ileri uç oyuncusu gibi.
“Şafak sökmeden daha alfabeyi”, “Aklıma düşürür hep yaşamak tasasını / ey aşk, ışıklı odalarda beni yeniden doğur”, “Bir parmak kalkıyor, mazereti var / hayat diyeceğini asla unutmaz”, “Sanki bana benziyorsun birazcık içten gülsen / Harbiye’den Elmadağ’a bir uçtan uca gülsen”, “Nerde bir yol daralsa sanki annem oluyor / bu gök denizinde ay takılırken oltaya”, “Nolurdu bizi bir kez göze alsa yaşamak / hatırlasa yürürken yalnız bıraktığını / evlerin kapılardan dışarı aktığını”, kitabın Çöl Vaazları bölümünden dizeler. Elbette bu “bölüm” isimlendirmesi doğru değil, toplu şiirlerde bölümlerin adlarının zaten daha önce yayımlanmış kitaplarının adları olduğunu belirtmemize pek de gerek yok. Bu vesileyle şunları da belirtmek gerekir; ilk şiirlerindeki ve dolayısıyla ilk kitaplarındaki konuşma diline yakın, serbest yapıda kurulmuş şiirleri son iki kitabındaki şiirleriyle farklılık gösterir Hüseyin Akın’ın. Çünkü Çöl Vaazları ile Kumaştan Çalan Terzi kitaplarında dizeler ve yer yer şiirler uzar, bir hikâyeyi çerçevelemeye çalışır. Kumaştan Çalan Terzi şiiri fakire göre, Hüseyin Akın’ın dünü, bugünü ve belki de yarınıdır. Bundan mütevellit yazının içerisinde olmasının gerektiğini düşündüm:

bütün yataklarını yitirmiş ilk geceden
üstüne kös dövülmüş bir şehirden geçmek zor
ayazdan kıran girmiş bin dallı basmalara
benim dilim varmıyor “şehir düştü” demeye
kumaştan çalan terzi çalıları eğiyor..

eğninde eski bir yaz düşmüş kör bir makastan
bir kere tutuştu mu bu şiirden geçmek zor
eğilipte geçiyor biçtiği her kumaştan
benim dilim varmıyor “şiir düştü!” demeye
terzi kumaştan çalmış ellerini seviyor

ağzını bıçak açmaz bir elleri var onun
ıssız ve yazısız bu nehirden geçmek zor
bir ırmağı düşlerdi gök hiç hesapta yokken
benim dilim varmıyor “nehir düştü!” demeye
çalınmış kumaşlardan terzi bir dağ dikiyor
birikmiş urbaların o vakitsiz uykusu
dağılınca git gide, düşü birden geçmek zor
ipliğini sürüyen bir iğnenin gözüyle
benim dilim varmıyor “bu bir düştü!” demeye
kumaştan çalan düştü terzi o her şeyi biliyor.

Kitapta dört bölüm olduğundan bahsetmiştim. Sevmek, Karanfil ve Kiraz adlı ilk bölüm, Hüseyin Akın’ın 1986-1996 yılları arasında yazdığı şiirlerde oluşuyor. Oldukça doyurucu bir bölüm. İlk şiir “Kırk Numara İstanbul”dan son şiir “Ölesiye”ye kadar fasıl dinliyor gibi oluyoruz. Belirli bir makamda peşrevle başlıyor; kâr, birinci beste, ikinci beste, ağır semai, yürük semai ve saz semaisi şeklinde ilerliyor gibi adeta. İkinci bölüm “Ay Tanığım Olsun” adında. 1990-1998 yıllarını kapsıyor. İsmi gibi, coşkun ve sevgi içerikli şiirler dikkat çekiyor. “Sevgi Sloganları” ile başlıyor, “Arkadaşlarım” ile bitiyor. Tabutta Rövaşata filmindeki şu repliği hatırlatıyor: Ama arkadaşlar iyidir. Üçüncü bölüm olan “Çöl Vaazları”, şairin 1998-2001 arasında yazdığı şiirlerden oluşuyor. Hüseyin Akın’ın, çektiği her okla hedefi tam isabet vurduğu şiirler bu bölümde. Şairin geçmişe gelecekten bakması, çekip gitme isteği ve ölümün tüm samimiyeti gizli dizelerde. Kalpten gelen isyanı naif bir sesle çıkarıyor Hüseyin Akın:

“İşte gidiyorum ne dediğimi bilmeden
Küçüldükçe göğüm serinliklere çarpıyor gölgem
Baltalardan daha kesin duanıza muhtacım!..”
(Kedi Gölü)

“Jilet kirletir kanı, acıyı iple çeker
Ölüm değmemiş hayat elbet dokunaklıdır.”
(Giderayak)

“Gece geldi unutuşa dayandı
Bir kitaptan tam karşıya geçerken
Bütün sözler tutuldu
Bütün sayfalar yandı.”
(Geceye Dipnot)

Son bölüm Kumaştan Çalan Terzi, şairin 2001-2003 şiirlerini barındırıyor. Hüseyin Akın’ın kenara çekilme devri diyebiliriz bu bölüm için. “İşte şiirler burada, bense oradayım”, yani aynı yerde. Ancak burada okuyucuya bir sunum yapılıyor zarif bir tepside. Günümüzle içli dışlı, halet-i ruhiye temsili bir şiir olan “Mezin Dayı”dan:

“Nasıl olsa boşalmış zamanın zembereği
Bu metal gülümseyiş bu dijital çocuklar
Bir tek düşleri gerçek, çıkmayan sakalları
Sen bir halvet kollarsın, bir nefeslik kaçamak
Tutmuşsun yakasını bir salavattır gider
Mıhı çıkmış dünyanın boş bir inattır gider.”

Şiirdeki üslubunu denemelerinde de kurmuş, “lezzete düşkün” okuyucuya hitap eden, daima temiz bir disiplinle yazan Hüseyin Akın’ın 25 yıllık öyküsü diyebiliriz Sevmek, Karanfil ve Kiraz için. Sevmek güzel, karanfil dokunaklı, kiraz coşkun…

Konuk Yazar: Yağız Gönüler

One thought on “Toplu Şiirde Lezzet

  • 12/05/2014 at 21:08
    Permalink

    çağdaş türk sineması çağdışı kaldıği halde çağdaş türk şairleri üretken iyi şiirler çıkıyor tebrikler üstad

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir