Tel Kopar Ahenk Kesilir

Tirende Bir Keman [1] Üzerine Notlar-

Mustafa Kutlu “sevdaya ve kedere tahammülü” değil seferi seçenlerin hüzün ve tesadüflerle akıp giden uzun hikâyelerini anlatmaya devam ediyor.  Yazarın yeni kitabı Tirende Bir Keman’ı okurken, görmüş geçirmiş bir anlatıcının şarkılar ve türküler eşliğinde akıp giden sesine kulak veriyor; okuma ve dinlemenin tadına aynı anda varıyorsunuz. Mustafa Kutlu’nun “müzik, gelenek, yol, hayat” üzerine söyledikleri “sade ama derin bir anlatımla” sunuluyor.

Müzik, hikâye kahramanlarının hayat serüvenlerini şekillendiriyor. Sevinçli ve kederli durumlarda anlatıcının da hikâye kahramanlarının da imdadına şarkılar yetişiyor. Eserde yetmişe yakın şarkı ve türkü olaylara eşlik ediyor[2]. Tabii ki içinde üç neslin iniltisini taşıyan “keman” yoldaşlığında… Kemanî Kenan’ın musikişinas dedesi, Kenan’ın babasına ünlü bestekâr Sadullah Ağa’nın adını vermiş. Sadullah hayatını keman çalarak kazanıyor, ama zamanla içkiye bulaşıyor ve bir daha da bırakamıyor. Dindar anne Naime ile alkolik baba Sadullah’ın oğlu olan Kenan, orta ikiden terk ederek kemancılığa başlıyor. O da hayatını bu yolda sürdürüyor. Teli kopan kemanı tamir edip oğlu Sadullah’a devrediyor ve torun Sadullah da müzik çerçevesindeki yazgıyı yaşıyor. Gazinolar, pavyonlar, meyhaneler; düşmüş assolistler, karanlık adamlar, patronlar…Kalsik musiki sevenlerle “sen nasıl türkü bilmezsin” diye kemancıya saldıranlar… Ve elbette Kenan ve oğlu Sadullah’ın hayatında önemli bir yeri olan “tiren”ler… Müzik, kahramanların yazgısını anlattığı gibi Anadolu coğrafyasının çeşit çeşit mekân ve insanını da tanıtıyor. Bir assolist olunca kendisini terk edecek olan Semiramis’e şarkıyla “Ben gamlı hazan sense bahar dinle de vazgeç (s.27)” diyor Kenan, kadın “Ne siz yaşlısınız ne de ben o kadar genç (s27)” dese de kocasını ve oğlunu terk edip şöhreti ve zenginliği tercih ediyor. İzmir’de yıllar sonra karşılaştığı şarkıcı Mehtap’ın çökmüş halini görünce Kenan’ın içinde “Saçların tarumar gözlerinde nem / Ateşe benzerdin küle dönmüşsün (s.60)” şarkısı dilleniyor. Doğu Ekspresi’nde demlenen personele “Uzayıp giden o tiren yolları (s.90)”nı çalıyor. Kendisini kompartımanlarına davet eden “celep kılıklı adamlar” kendisinden türkü isteyince Kenan “Ben türkü bilmem (s.104)” diyor, ama adamlar olanca kabalıkları ile üsteliyor, türkü adları sıralıyorlar. En son “Halime’yi samanlıkta bastılar (s.105)”ı isteyip kahkaha attıklarında ise film kopuyor! Bundan sonra keman ve şarkılar Sadullah’a kalıyor.

Mustafa Kutlu babadan oğla miras kalan acıların zamanla kendi içinde bir geleneğe dönüşmesini hikâye ediyor. Müzik dünyasında önce parlayıp sonra sönmenin, parlayan bir assolisti patronun kapmasının, yıldızı sönen assolistlerin ışıltılı gazinolardan dumanlı pavyonlara düşmesinin yazgısını anlatıyor. Kenan’la evli olan Semiramis’e patron Ali Rıza hediye alınca “bu âlem”in kuralını öğreniyoruz:“Bu âlemde patron bir kadına böyle bir pırlanta taktığında onu kendine ayırmış demektir. Kesin. (s.43)”  Kenan’a ise hatıraları ve kara sevdası kalıyor. Sadullah’ı sus pus eden ve içkiye düşüren, çevresinde anlatılanlara göre “kara sevda”ymış. Oğlu Kenan’a İstanbul’u terk ettiren, Semiramis’in tüm ihanetine rağmen bağrından sökemediği “kara sevda”. Torun Sadullah’ı yollara düşüren, kaçırılan karısını bulma ümidi ve “kara sevda.” Bu üç neslin hikâyesi aşk ve müzikte birleşiyor. İsteseler de bu yazgının dışına çıkamıyorlar.  Zira torun Sadullah okulla keman arasında kalıyor ama babadan kalan hayat mirası kemanı ona da yoldaş kılıyor.

Kemanî Kenan’la oğlu Sadullah’ın İstanbul-Kars arasında gidip gelen Doğu Ekspresi’nde tanık oldukları, bizi “yol, yolculuk, gurbet, coğrafya” üzerine düşündürüyor. Kendilerine özel kompartıman ayıran varlıklı kişilerin rakı sofralarını görüyor, yaz boyu köylerinde ürettikleri ürünleri çuval ve bidonlarla şehirlere taşıyan ve vagonlara sığmayan gurbet yolcularının sigara dumanlarıyla efkârlanıyoruz. Bu geçici yolculardan başka “tiren”lerin daimi yolcular olan “demiryolcular”ı tanıyoruz: “Demiryolcular içer. Başka türlü nasıl biter bunca yol. Ömür biter yol bitmez demişler. (s90)” Mustafa Kutlu kalemindeki insan sevgisi ile anlattığı her kesimi samimiyetle hikâyeleştiriyor, bu kişilerin hepsini “içeriden” anlatıyor.

Hikâye kahramanları beklenmedik anlarda hiç hesapta olmayan kişilerle karşılaşıyor. Kenan’ın İzmir’de eski arkadaşı Mehtap’la buluşması veya Sadullah’ın yıllar sonra Ankara’daki bir pavyonda “düşmüş bir assolist” olan ve Alev adını kullanan annesiyle karşılaşması gibi. (Anne-babası ayrılırken Sadullah çok küçük olduğundan, annesini tanımıyor.) Hayat bu kadar tesadüf barındırır mı? Okurken aklınıza bu soru gelmiyor değil. Ama yazar zaten gelecek itirazları kitabın ilk sayfalarında peşinen yanıtlıyor: “Bu ne ya! Yeşilçam filmi mi? Öyle demeyin, televizyonun “hasret kavuşturan” programlarında kırk yıl sonra çocuğuna ulaşan aileleri görmedik mi? Hayat bu. (s.17)” Evet,  hayat bu. Med-cezirleri, zirve ve çukurları, sükûnet ve çalkantılarıyla karşımıza çıkıyor. Hikâyenin bir yerinde “Oh, şimdi işler yoluna girdi.” diyorsunuz, ama biraz sonra her şey altüst oluyor. “Günler hep böyle geçecek, güneş hiç batmayacak, neşe de keder de hep aynı kalacak sanırız. İnsanoğlu aldanıştadır. Güneş batar, yağmur kesilir, kuşlar yuvalarına çekilir. Hiç ummadığın anda bir dalga gelip kayığı devirir. (s.52)”

Mustafa Kutlu’nun hikâyesi bizlere dil olarak da büyük bir zenginlik sunuyor. Yazarı halk hikâyesi anlatıcılarına ve meddahlara bağlayan bir söylem tarzı var. Konuşma dilinin bütün kıvraklığını kullanıyor. Deyimler, atasözleri, günlük dilde yaygın tabirler, argo kelimeler, belli çevrelere has jargonlar… Tüm bunlar yazarın hayat ve müzik üzerine sade ve derin cümleler kurmasına ve etkileyici olmasına imkân sağlıyor. Doğu Ekspresi’nde Kenan’ı dinleyen ve ona eşlik eden kişiler bazen efkârlanıp bazen oynamaktadır:“Bizim müziğimiz böyledir. Tıpkı hayat gibi. Madalyonun bir yüzü keder, öteki yüzü neşe. (s87)” … Kenan’ın müziğini ve tokgözlü tavrını beğenen yolcular onun İstanbullu olduğunu öğrenir, “tiren”lere neden düştüğünü merak ederler: “Kim bilir başından neler geçti. Kader. Sonra hepsi sustu. Kaderin ne olduğunu düşündüler. İşin içinden çıkamadılar. (S.91)” … İçki ve müziğe düşkün Gani Bey çok sevdiği Kenan’ın mezarını ziyaret eder: “Bu memleketin sarhoşu bile Yasin’i ezberden okur. Ne sandınız ya. Adam içiyor diye adamlıktan çıkmadı ya. Allah affetsin. Haram. Ama tövbe kapısı açık.(s.111)” … Sadullah’la Şefika uzaktan bakışınca yürekleri küt küt atar: “Bu nedir? Bu toprağa düşen tohumdur. Bir gün gelir yeşerir. (s.119)”

Kemanla açılıp kemanla kapanıyor hikâye. Perde açılınca babasının ve Kenan’ın kemana düşkünlüğünü ve bu alandaki maharetini görüyoruz. Sadullah’ın ilkokulu bitirdiği yıl kemanın teli kopuyor. “Bir tel kopar ahenk ebediyyen kesilir. (s.86)” Ahenk kesilmesin diye Kenan, kemanı tamir ettiriyor. Böylece bir anlamda “okumak”la farklı bir yol çizebilecek oğlunun kopan yazgısını kendi kaderine düğümlemiş oluyor. … Ve karlar keman kutusunun üstünü ağır ağır kapatırken perde iniyor…

Tirende Bir Keman, bir anlamda “Uzun Hikâye”yi kaldığı yerden devam ettiren başka bir “uzun hikâye”. Doğal, samimi, etkileyici. Yazar olay örgüsünü kurarken “Türk filmi gibi” bularak ihmal ettiğimiz yaşamları seçiyor. Kutlu’nun insanları, kâh acıtan kâh gülümseten hikâyelerini yaşıyorlar. Zamanın geçtiğini hikâye bitince anlıyoruz. Ayrıca Mustafa Kutlu bizlere dinlemek için geniş bir Türk müziği repertuarı hediye ediyor.

Ha, Keş mi? O pek tekin sayılmaz. Bakın neden: “Rahmetli babası alkolikti Kenan’ın. Bu kediyi rakı masasına oturtup çok rakı içirdiği olmuştur.  Bu sebeple tekin değil. (s.5”)


[1] Mustafa Kutlu, Tirende Bir Keman, Dergâh Yayınları, Ocak 2015.

[2] Eserde geçen şarkı ve türküler şunlar: 1. Canımın yoldaşı ol gönlüme bin neş’e bırak 2. Kederden mi bilmem sararmış reng-i ruhsarın 3. Yine bir sızı var içimde akşam oldu diye 4. Ağlar gezerim sahili 5. Neyleyim köşkü neyleyim sarayı / İçinde salınan yar olmayınca 6. Anar ömrünce gönül giden sevgilileri 7. Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına 8. Bahtımın yıldızı sanmıştım seni  9. A benim mor çiçeğim 10. Ben güzele güzel demem 11. Keklik dağlarda şağılar 12. Ben gamlı hazan sense bahar dinle de vazgeç 13. Fikrimin ince gülü kalbimin şen bülbülü 14. Aşkın ile gündüz gece giryanım efendim 15. Mademki gidiyorsun bırakıp burada beni 16. Seni ne çok sevdiğimi söylesem de bilemezsin 17. Benzemez kimse sana tavrına hayran olayım 18. Derdimi ummana döktüm asumana inledim 19. Dil yaresini andıracak yare bulunmaz 20. Erkilet güzeli bağlar bozuyor 21. Gözlerini gözlerimden ayırma hiç ne olur 22. Ey büt-i nev-eda olmuşum müptela 23. Bir nigâh et ne olur hâlime ey gonce dehen 24.  Kalbim yüne üzgün seni andım da derinden 25. Adalardan bir yar gelir bizlere 26. Otomobil uçar gider 27. Çile bülbülüm çile 28. Kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime 29. Senden bilirim yok bana bir faide ey gül  30.  Ben seni unutmak için sevmedim  31. Görmedim ömrümün asude geçen bir demini 32. Gideceğim gurbet eldir / Ya gelinir ya gelinmez 33. Saçların tarumar gözlerinde nem  34. Kadifeden kesesi  35. Atalım mı Arap kızı atalım mı  36. Yar saçların lüle lüle  37. Rüzgarlara kapılmış kuru yaprak misali  38. Ağlamakla inlemekle ömrüm gelip geçiyor  39. Uzaktan gelmişim yorgunum hancı  40. Geçti sevdalarla ömrüm ihtiyar oldum bugün  41. Hastayım yaşıyorum görünmez hayal ile  42. Yine neş’e-i muhabbet  43. Efkârlıyım bu gece içelim dostlar  44. Fincanı taştan oyarlar  45. Erzurum dağları kar ile boran 46. Bu dere kumlu dere   47. Uzayıp giden o tiren yolları  48. Bir akşam son defa seni görmeden  49. Saçlarıma ak düştü sana ad bulamadım 50. Yıllarca seni aradım durdum  51. Şu karşıki karlı dağlar var olsun  52. Tabutumda örtmesinler yüzümü 53. Kurban olam gözlerinin içine   54. Kavurma koydum tasa  55. Ardahan’ın yollarında (Timme)  56. Bu dere kumlu dere  57. Beyaz gül kırmızı gül  58. Halime’yi samanlıkta bastılar  59. Kimseler gelmez senin feryâd-ı ateş-bârına   60. Hançer-i aşkınla ey yar gönlüm üzre vurma hiç  61. Beklerim  her gün bu sahillerde mahzun böyle ben 62. Ela gözlerine kurban olduğum / Yüzüne bakmaya doyamadım ben 63. Dil harab-ı aşkınım sensin sebep berbadıma  64. Menekşe kokulu yarim  65. Ay doğdu batmadı mı / Humar göz yatmadı mı  66. Küçükten görmedim de anam ana kucağı  67. Güller arasında seni bensiz gören olmuş  68. Hicran açmıştır sinede yare. (Şarkı ve türkü adları eserde ifade edildiği şekilde yazıldı. Bazı beyit ve dörtlüklerin sadece ilk dizeleri zikredildi.)

M. Yücel Öztürk

1983, Gümüşhane. Okumakla yazmak arasında kendini aramaktan memnun. Bazı dergilerde öykü ve denemeleri yayınlanmış. İstanbul'da yaşıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir