Tarık Mehanna’ya

    Parmaklarımızı kırdılar!

Küçüktüm ben
mutlu insanlar vardı.
Küçüktüm,
ve mutlu kadınlar görmüştüm.

Küçüktüm ben
bahar aylarına denk gelen Ramazan
işte bildiğiniz gibi
pide kokusu, anne sesi, akşam ezanı…
Küçüktüm ben ve mutlu zamanlar vardı.

Televizyon vardı mesela;
Ret Kit, pazar konseri, karlı mart sabahlarında aile kahvaltısı, kıymalı pide…
Mutluluk için çok sebep vardı.

Küçükken ben,
bir gün
televizyonda Filistin diye bir yer olduğunu duydum.
Benden az daha büyük çocukları
dağlara götürüp
bileklerini ve parmaklarını taşlarla kıran İsrail askerleri gördüm.
Mutluluk için sebebim kalmadı.
Oysa hâlâ küçüktüm
mutlu olacak biraz daha zamanım vardı.

Küçükken ben,
annemin arkadaş toplantıları vardı
kolumun altında taşıdığım bebeklerimle
mozaik pasta yiyebilme mutluluğu ile çocukça katıldığım anne toplantıları vardı.
Koluma babaannemin Hicaz’dan getirdiği mavi boncuklu çantayı taktığımda mutluluğu da takardım aslında, çocuktum ve az biraz mutluydum.

Ergendim
ilk ceset gördüğümde bir fotoğrafta…
Haritada Çeçenistan diye bir yer yoktu
ama benim gördüğüm fotoğrafta tenleri mor mor olmuş Çeçen çocukların cesetleri vardı.
Kefeni, bir çocuk cesedini, haykıran anneleri ilk kez fotoğraflarda gördüm.
Çocukluğumda televizyondan yakalandığım tufana bu kez bir fotoğraf önünde ergenken tutuldum.

Annemin arkadaş toplantılarına gitmez
mavi boncuklu çantalar takmaz olmuştum.
Kendi toplantılarım olmaya başladı
az daha büyümüş olmanın verdiği güvenle katıldığım toplantılar…
Benim gibi kadınlarla,
katliamları, çocuk cesetlerini konuşuyorduk.
Ayaklarımızın bağlandığı coğrafyada
neden John adında bir Hıristiyan çocuğunun yahut neden bir Yahudi çocuğun katledilmediğini,
katliamın neden hep Alileri, Ahmetleri, Şamilleri bulduğunu düşünüyorduk.
Neden?

Keşke büyümez olaydım,
kaçan bir topun peşinden koşarken
beni görmeyen bir aracın altında
o mutlu zamanlarda, mutlu öleydim.
Olmadı, olmadı ki; büyüdüm.
Bilmez olaydım;
Yahudi çocuklarını Nazilerin yaktığını, Hıristiyan Ermeni çocuklarını “bizim” katlettiğimizi öğrendim.
Ne peşinden koşarken bir aracın altında kalabileceğim bir topum vardı.
Ne de tüm bunları anlayamayacak yaşta mavi boncuklu çantamı takıp mutlu gezdiğim günlerim…
Kalmamıştı!

Zaman sonra
Ramazan bir turluk mevsim dönümünü tamamladı
bir kış günü oruç tutacak kadar büyüdüm;
ama hayat işte, ne pidenin kokusu kaldı, ne de kumandasıyla birlikte benim olan bir televizyondan izleyebileceğim çizgi filmler.

Zaman sonra
büyüdüğüm zamanlar
dünyanın tam merkezinde
bu kez
Boşnak çocukları
katledildi.
Bütün “insan hakları savunucularının” gözleri önünde
karanlık odamda hıçkırıklara boğularak katliam heybeme ekledim
bunu da!

Zaman sonra
bugün oldu
küçük ve büyük ayrımını yapamayacağım bir ana geldim.
Katliam heybem dolmamıştı ki, Suriyeli çocukların ölüm haberleri gelmeye başladı.
Sadece çocuklar mı, kadınlar, yaşlılar, eli kalem tutanlar…
Bir muhalif gördüm,
karikatürle
rejimi eleştirdiği için parmakları kırılan.
Tanklara taş attığı için parmakları kırılan Filistinli çocukları hatırladım.
Herkesler çocukluğuna ait bir anıyı hatırlayıp o anı içinde mutlu olmak ister.
Ben çocukluğuma ait o anıdan kaçmaya çalıştım.
Olmadı.
Kahroldum.

Sonra sıra bana geldi
kim olduğunu bilmiyordum
nedenini de…
Parmaklarımı kırmaya çalıştı.
Birkaçını
kırdı da…
Öldüm sandım
oysa ölüm bile
benim için bin zerre nezaket
bir zerre olsun mutluluk hak ediyordu.
Böyle ölemezdim.
Ama kırık parmaklarla da yazılmıyordu işte…
Ama içim katliam dolu,
bir puştun kırdığı parmaklarla ölmeyi de hak etmiyordum işte…
Hiçbir çocuk da katillerin kurşunlarıyla, toplarıyla, yakın mesafeden öldürülmeyi hak etmiyordu aslında…
Onlar öldü
ben sağ kaldım.
Birkaç kırık parmak
başka eksik yok.
Öyle mi zannediyorsun?
İnsanlığım eksik bugün
onların canını
benim hayata merhametimi öldürdüler.
Sen bu katliamlarda toprağa yerleştirdiklerinden gayrisini yaşıyor mu sanıyorsun?
Yaklaş, bak ne söyleyeceğim:
“Eğer bugün de biz katliam izliyorsak, eğer her asra yayılmışsa düzenli insan ölümleri, biz zaten ölmüşüz demektir.”

Ama şunu da ekleyeyim:
Parmaklarım yerine boynumu kırmalıydın
yaşamak öyle bir şey işte
ölmediysen…
kırık parmaklar iyileşince pençe oluyor.
Şimdi sen düşün!
Çünkü çocukluğumdaki o mutlu his yeniden var olana dek ölmeyeceğim!

Küçüktüm ben
çocuktum…
Dedem bir gün “Ne okumak istiyorsun?” diye sordu.
“Edebiyat” dedim.
Yüzünü ekşitti: “Edebiyat yalancılıktır.” dedi.
Keşke yalan olsaydı dedeciğim, keşke…
Öyle gerçek, öyle acı ki şiir
keşke şu edebiyat, şu şiir yalan olsaydı
keşke çocukluğumda
pembe pembe tenimdeki bir mutluluk olup da kalsaydım
keşke!

-Cemile Bayraktar

spy shop phoenix

cialis 20mg

3 thoughts on “Tarık Mehanna’ya

  • 29/05/2012 at 21:07
    Permalink

    çok beğendim. Elinize sağlık.

    Reply
  • 31/05/2012 at 22:38
    Permalink

    Sızı…Sızıyı anlatan sızı

    Reply
  • 07/11/2014 at 21:18
    Permalink

    Gecmisin acilari ve yakin tarihimizde islenen insanlik dram ve ayiplari hepimizin icinde bir turlu iyilesemeyen bir yara gibi kaldi. Pederim rahmetli mülkiye müfettisi oldugundan bildigi dogrulari ancak ’60 ve ’70 li yillarda bizlerle paylasmisti. Anlattiklari ,kardesler olarak bizde bir korku film gibi etki yapmis bir travma yasatmisti. Halbuki cocuklugumun gectigi ve asil yerlilerinin Ermeni ve Rum vatandaslarimizin oldugu tarihi Sehri-Trabzon, yasanan bu acilari anlatmanin dahi yasak oldugu gercegini idrak edemiyor ve gunumuzde oldugu gibi o gunlerdede korkudan hicbir seyi sorgulayamiyordu. Annanem ve annemler kendi aralarinda cogu kez rumca konustuklarinda bize bir zenginlik olarak temasa kaynagi olan gunluk yasam, o insanlarin Rum arkadaslarina yapilan eziyetler ve katliamlari uzun yillar sonra bile anlatamama korkusunu bizlerde hissediyor ve uzuntu duyuyorduk. Din ve toplumsal korkulardan nemalanan buyuk bir kesimin doymaz emellerini gerceklestirmek icin kullandiklari yontemlere toplum bugun oldugu gibi o gunlerdede bilmeden ayaklik yapip, o kesimin isteklerini kan ve acilarla dolu ama tarihe notu dahi dusulemeyen bir tarih gercegi olarak ifa etmislerdi. Din mefhumu bugun oldugu gibi o gunlerdede en guclu silah olarak kullanilmis ve 100 lerce yil baris ve dostluk icinde yasayan insanlar telef edilmisti.

    Yazilarinizda her ne kadar buyuk acilarin yasandigi Izmir i soz konusu etsenizde, tarihin ulkemizin her sathinda buna benzer seylerin yasandigi gercegi, akli selim tum insanlarin kabul edemedigi bir gercek olarak kalacaktir.
    Saygi ve sevgilerimle

    A.Y.Ogretmen – Hollanda

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir