Sokakta Duran Zaman

Cam parçaları var üzerimde, üst kattaki dalgın kadının elinden az evvel düştü bir bardak. Çatal kaşık seslerine bakılırsa sofralar kurulmuştu, fısıltılar geliyordu aşağıya. Vakit neredeyse gece yarısına yaklaşmıştı. Çoğunlukla sessiz olan bu sokakta bu gece bir hareketlilik vardı, tedirginlikle izliyordum.

Dörtyol ağzında üç beş çocuğun kavga ettiğini gördüm. Küfürler havada uçuşuyor, arada sırada bir çığlık yıkıp geçiyordu geceyi. Gömleği yırtılmış yalınayak bir tanesi koştu geçti üzerimden. On dört yaşlarında ya var ya yoktu. İncecik bir oğlan arkasından ayaklarını sürüyerek uzaklaşıyor, gelen geçen var mı diye de arkasına bakmayı ihmal etmiyordu. Duvarın dibindeyse bir tanesi oturmuş burnunu elinin tersiyle silerek ağlıyor, diğerlerinin uzaklaştığından emin olunca kükrüyor boşluğa: Ben size gösteririm!

Hemen karşı binadaki kırmızı saçlı kadın gürültüye uyanmış olmalı ki pencere kenarından dehşet dolu gözlerle onları izliyordu. “Utanmıyor musunuz!”, diye bağırdı sertçe. Çocuk, kadını dikkatle süzdükten sonra ağır ve gururlu bir eda ile uzaklaştı. Çocuğun kaybolduğu köşe başından iki sevgili birbirine yaslanmış salına salına yürüyüp geçtiler karşı sokağa.

Vakit de iyiden iyiye gece yarısını bulmuştu. Sokak ışıklı ama tenha bir gecenin içinde kaybolmaya hazırdı.

Ertesi güne yağmurla başladı sokaktakiler. İri, seyrek yağmur damlaları yere birer tükürük gibi düşüp yayılıyor, yapışkan cıvık bir hale bürünüyordu asfalt. Saçları boyalı, hoş kokulu birkaç kadın hızlı adımlarla yürüyüp köşedeki taksiye vardıklarında dün gece kafama bardak indiren dalgın kadın merdivenlerde göründü. Her sabah aynı ifade ile geçer üzerimden, karışır kalabalığa. Akşamları ise meşhurdur sokağa girişi. Sokağın başında içinden indiği araba o binanın kapısına gelip arabaya el sallamadan hareket etmezdi. Yan balkonun genç kızları ise, her akşam aynı heyecanla aşağı sarkar, kadın içeri girince de kahkahalara boğulurlardı.

Sokak en çok sabahları hareketli olurdu. Öğlene doğru birkaç kadın rahat adımlarla çıktıkları yoldan akşama doğru telaşlı bir halde geldiğinde sokağın diğer hareketli saatleri başlamış olurdu. Okul çocukları gruplar halinde geçerken birer ikişer dolmaya başlardı araç park yerleri. Benim en tedirgin saatlerim de başlamış olurdu böylelikle. Şansıma, önünde durduğum park yerinin sahibi eve pek uğramayan huysuz bir adamdı. Benim şans diye addettiğim bu olay aslında iki küçük çocuğun ve güzeller güzeli bir kadının şanssızlığıydı ya, neyse.

Sokak sakinleri birer birer evlerine doluşmuş, her zamanki gibi bir akşam geçirmek üzereydiler. Bu gece belki yine birkaç serserinin kavgasına tanıklık edecek, belki de yağmurun hızlanması ile çamur deryasına dönüşecekti sokak. Sakince durmuş olacakları beklerken sokağın başında görünüverdi arabasıyla huysuz adam. Önce bacaklarım, ardından bedenim kaldı aracın altında. Egzoz altında kaldı umutlarım, kirli, paslı ve karanlık oldu bir anda sokak. Durdu zaman bu karanlık sokakta.

Aracın sesini duyup bir ok gibi balkona fırlayan küçük çocuğun sesi delgi geçti geceyi: Babacığım, yine taşa park etmişsin arabayı!

 

Meral Çakar

merush

2 thoughts on “Sokakta Duran Zaman

  • 21/02/2012 at 20:43
    Permalink

    Bir taşı hikayenin merkezine almak ve bunu sona kadar saklamak… Gayet başarılı. Umarım bu tarzda yazılarınız daha da artar. Meral Yarıcı’nın üslubunun farklı karakterlerle çok daha derin bir gelişimle ilerleyeceğine inanıyorum. Ellerinize sağlık.

    Reply
  • 23/02/2012 at 20:43
    Permalink

    Kendi kimliğimi ötede tutarak yazmaya gayret ediyorum artık, umarım dediğin gibi ilerleyebilirim.
    Teşekkür ederim, Suzan’cığım.

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir