Sin-Kaftanlı Karşılama

Sin-Kaftanlı Karşılama

şu bebekçeyi de hiç anlamıyorum
-imza: bir çocuk
bir çocuğun ‘hay aksi’ rehberini ben yazdım
-imza: bir genç

hiç bir kaldırımda elini kanatmamış velet
ya ben gideyim bu küfürlenmiş masaldan
ya da seni avlasın bir avcı pilavlık bulgur yerine

bak velet sana bir çift lafım olacak:

bırak tezgah tezgah dolaşsın amcalar
ama sen açıp da gösterme sakın sünnetli pipini
bil ki kontrolsüz güç, şirket emrinde aforizmiktir
yağmurda başlar diz ovmaları ve romantik anlar
romatizma ve temas bu noktada yöndeştir

saldırılabilir baş ağrıları var insanların, bunu göreceksin
sana verecekler imha araçlarını, kafalarını patlatman için
migren şiddetin anasıdır, sinüzit ise yandaşı
bunu alnı açık bir amcadan öğreneceksin, puslu bir kafe kuytusunda
o alttan kızgın bakışlar atarken etrafına, nefretiyle müsemma
diğer zevat kendilerine ekmek arıyor olacak, karşı cinsin gözlerinde
gözle başlayan kesişmeler, göğse, keseye ve anahtara inecek
arkası yarın filmleri ile one night stand ilişkiler bu noktada düşmandır

kırılabilir rekorlar sunacaklar sana, azarlar da malzemelik
zeki, çevik, ahlaklı ama çalışmıyor değilsin
pekâlâ aptal da olabilirsin, Tembellik Hakkı’n
ikinciyi geçersen ikinci olursun elbet ama ille edep illaki edep

alo dediğin hayli eski modelmiş, retro mu? pandiklenmiyor ekranı
çorabın da yırtıkmış saklıyorsun utanmadan
saklama firarini jpegseverlerden
belki dünya bankasına başkan olursun
ama sen yine de ikinciyi geçme çocuk
ilerlediğin sayı doğrusunun istikameti sıfır
insanla limit işlemselleri bu noktada gözden, her noktada gönülden ıraktır

gözüne ve gönlüne hitap eden mikrofon sahipleri olacak
sahnede güzel gözlerinden atlayacaklar seyircilerin üzerine
güldüklerinde ufalınca gözleri, büyüyecek yaşam alanın
dönüp bir duvarı öpmek isteyeceksin ya da çok jiletli bir tıraş bıçağını
gerçeklik algısı, kaygan zemin tabelasına muhtaçtır bir A.V.M. zemininde
tabelaların sana sev göstermesine izin verme çocuk, ikiden kaç
iki tekten bir yapmak, gülüş mahsulüdür gözlerine bakınca
iki tek atarsın gelecek olur, bu noktada hamili velet yakınindir

-Melih Tuğtağ

—————————————————————————————-
bu şiir aynı zamanda “Kuyudaki Koro” Dergisi Sayı: 3’te yayınlanmıştır.

Melih Tuğtağ

"Melih Tuğtağ'ın (nam-ı diğer muhtar'ın) hayattaki en büyük başarısı; İstanbul sınırları içerisinde doğarak, İstanbul'a yağan son büyük karın, onun olduğu bir dünyaya bir daha yağmak istememesinden dolayı; "son" olmasına sebep olmasıdır." Bu cümleden de anlaşılacağı üzere 80'lerin sonunda İstanbulda doğmuş, mühendis kafası, talim ve terbiyesi ile yetiştirilmiş bir yazarımsı, çizerimsidir Melih Tuğtağ. (kendinden 3 tekil şahısta bahsetmesi tamamen özgeçmiş formatının halt yemesidir) -iletişim: tugtagmelih@gmail.com

13 thoughts on “Sin-Kaftanlı Karşılama

  • 23/06/2012 at 20:40
    Permalink

    ((“şu bebekçeyi de hiç anlamıyorun”
    -imza: bir çocuk
    “bir çocuğun ‘hay aksi’ rehberini ben yazdım”
    -imza: bir genç))
    Buradaki bir hayat özetinin öyküsüden hoşlandığımı öncelikle söyleyeyim.

    Melih Tuğtağ şiiri okumak için bütün şiir algılarımdan sıyrılmam gerektiğini bir kez daha gördüm. Alışılmadık ifadeler arasında epeyce vakit geçirmek gerekiyor.
    Bana göre “özgün ve dikkat çekici” bir tarzla karşı karşıyayız.

    “aforizmik-migren-sinüzit-retro-tıraş bıçağı-mikrofon-AVM” kelimeleriyle şiiri bir arad düşünmek için bu şiiri okumak gerekirmiş demek ki:))

    İlhamın bol olsun.

    Reply
    • 23/06/2012 at 22:59
      Permalink

      öncelikle yekünen teşekkürler abi :)

      turgut uyar “efendimiz acemilik” makalesinde bu konuya değiniyordu. (o zamanlar için) penisilini, hesap makinelerini, çok katlı binaları şiirimize geçiremedik. diyerek şiir sorunlarından dem vuruyordu. ben onu referans alıyorum bu konuda. günümün kelimelerini şiirimde geçirmek zorunluluğu hissediyorum. aslında zorunluluk yanlış bir kelime oldu galiba. dilim beni oraya çekiyor diyelim :)

      eyvallah abim hep beraber bol ilhamla.
      sahi ilham ne olaki. neye benzer. yenir mi yutulur mu? :)

      Reply
      • 24/06/2012 at 00:19
        Permalink

        İlham, şiiri sana yazdıran neyse onu en yoğun hissetiğin andaki halet-i ruhiyendir, kanımca. Yeme içme beni yaz dedirtenn:)

        O zaman “göğe bakalım”.

        Reply
  • 25/06/2012 at 15:09
    Permalink

    Melih, Turgut amcaya amenna, döneminde yapılması gerekeni yapmış,yepisyeni kapılar açmış, kıravatını gevşetip nefes aldırmış şiirimize. Büyük Saat’i okuma şerefine nail olmuş biri olarak, bilerekten ve inanaraktan söylüyorum:)

    Çok güzel mısralar* var burada – tıpkı diğer çalışmalarında olduğu gibi- zaten “günümüzü” geçiriyorsun şiire, ama fazlası ,her satırda bunu yapma isteğin fazlalıkmış gibi duruyor; ya da şöyle diyeyim: boksörün ard arda attığı yumruklar gibi, afallatıyorsun. Hepsini birden harcama, böylelikle şiiri yorma , onu algılayıp içselleştirmemize izin ver,tüm mücevherlerini dökme hemen, derim ben, kendi adıma:) (Bu arada Tutunamayanlar’da, Atay, Uyar’ın şiirde yapmaya çalıştığını yapmış gibi, okuduysan ondaki alaycı zeka ve mühendislik jargonu ile yazılmış çoğu bölümün şiire de yakın olduğunu görürsün,bence :)

    *hiç bir kaldırımda elini kanatmamış velet
    bunu alnı açık bir amcadan öğreneceksin, puslu bir kafe kuytusunda
    ilerlediğin sayı doğrusunun istikameti sıfır
    güldüklerinde ufalınca gözleri, büyüyecek yaşam alanın
    gerçeklik algısı, kaygan zemin tabelasına muhtaçtır bir A.V.M. zemininde

    Selamllar ve devamlar:)

    Reply
    • 25/06/2012 at 15:42
      Permalink

      efenim öncelikle saygı sevgi şükran :)
      sonralıkla her zaman değil belki ama çoğu zaman şiirin dayak aracı olduğunu düşünürüm. elbete ferah şiirler de vardır ve olacaktır ama yine çağını yansıtma mantığıyla baktığımızda bu benim iklimimde çok zor gibi duruyor. zira ben metropolün comkuna batmış, kaosun içinde yaşayan bir modern çağ adamıyım. benim kaosu olmayan, adamı dövmeyen bir şeyler yazmamın, sahiliğini kaybedeceği için samimiyetini de yitireceğini düşünüyorum.
      bu arada “bunu alnı açık bir amcadan öğreneceksin, puslu bir kafe kuytusunda” alnı açık amcanın kim olduğunu tahmin edebildin mi? :)

      Reply
  • 25/06/2012 at 23:26
    Permalink

    Peki ağam,sen yolunu çizmişin, mantığında haklısın,kolay gele:)

    Vay,amcamız ha :)

    Reply
    • 25/06/2012 at 23:29
      Permalink

      sağol efenim :)
      yalnız bir de editör olacak hala kendisi anlamadı adi herif :)

      Reply
  • 26/06/2012 at 22:24
    Permalink

    Değerli Melih,
    yoğun metropol uyaranlarının alıcılarımıza kurduğu imparatorluğu şiirinde çok fazla hissettiriyorsun, zaten pastoral ve pastorize şiirler yazman çok abes olurdu. Farklı ve evet çarpıcı bir tavrı var kaleminin. Fakat o kadar ‘güncel’ yazıyorsun ki, bunun bana göre tek bir dezavantajı olabilir o da; bundan bir yirmi yıl sonra şiirini okuyan bugünün veledi, çok fazla kelimeyi ve deyimi google da/ ya da google bile tarih olur/ aratmak zorunda kalabilir. Mesela pikaçu’yu senin çağdaşların çok iyi bilir ve anlar fakat ben klementin dediğimde sen şöyle bir düşünürsün. Yani ne pikaçuyu, ne de klementini anlamayacak bir sonraki nesil:) Bilmem anlatabildim mi? Anlatamamış da olabilirim:)

    Selamlar…

    Reply
    • 26/06/2012 at 22:34
      Permalink

      anlattınız efenim hem de pek iyi :) ben de dilimin döndüğünce cevap vereyim o zaman.
      burada bu olaya 2 taraftan bakmak lazım galiba.
      1.’si beni önce çağdaşlarımın anlaması lazım. 20 yıl sonrasına kim öle kim kala. hem o zaman belki dünya bile kalmaz. malum ahir zaman :)
      2.’si ise biz çoğu eski kelimeyi veya olayı veya jargonu edebi eserlerden biliyoruz. bu nasıl oluyor? okuyoruz anlamıyoruz ve araştırıyoruz ya da eserin bütününden anlamını çıkartıyoruz. işte bunu fark edince benim işgüzarlığım tutuyor. diyorum ki o zaman; 20 30 yıla ben kalırsam, bu şiirler kalırsa, dünya kalırsa o zaman ki gençler bu kelimeleri, bu olayları, bu jargonu benden görsün araştırsın öğrensin. di mi? :)

      Reply
  • 28/06/2012 at 12:30
    Permalink

    sana en samimi düşüncelerimle diyebilirim ki bu şiir “kuş da vururuz istersen” şiirinden sonra ikinci favorim…ikinci dediysem hiyerarşik sıralama değil bu:)
    ilk yayınlandığı gün okuyamadığım için de defalarca okudum.
    şiiri okurken içimden “yok artık, hahah, bağlantıya bak” gibi efektler geliyordu…
    tek kelimeyle harika olmuş, şiirin okuru şaşırtıyor bu benim için önemli bir ölçü…
    sen şaşırtmaya devam et:)
    sevgiler.:)

    Reply
    • 28/06/2012 at 13:44
      Permalink

      teşekkürler efenim
      gönülde/zihinde yer ettiyse sıralamanın önemi yok :)
      bazı noktalarda amacıma ulaşmış olmam ayrıca sevindirici.
      saygılar

      Reply
  • 27/08/2012 at 12:21
    Permalink

    pek saygıdeğer aziz muhtar efendi bu şairane kimliğinle topluma şiirane edebi eserler bırakmak her babayiğidin harcı değildir seni allahın selamıyla kucaklayıp mübarek bıyıklarından öpüyor başarılarının devamını diliyorum saygılarımla

    Reply
    • 27/08/2012 at 14:34
      Permalink

      bir şey bırakabiliyor muyum? o bir muamma ama eyvallah gözüm.
      (bu arada bir önceki yorumunda ettiğim kimliğin merakımı bıyıklarımla ilgili lafınla giderdim. tumblr anonim turlarından tanışız muhtemelen değil mi?)

      Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir