Ninjaların Halayı – Bir Postmortial Hikâye Denemesi

“Neye bakıyor bunlar, davulcuya bakar gibi?” -annem-

Bir kır düğününde ne olabilir ki? Klasik düğün işte. Batılılaşmadan bir türlü gözünü alamayan, yerliliğe de ihanet eden ve etmeye devam eden bir milletin evlatlarıyız ne de olsa. En bohem kokteyllerin bile nihayetinde halay var bu topraklarda, daha neye şaşırıyoruz ki o zaman? Hava muhalefeti diye bir şey vardır ki, en etkili muhalefetlerdendir. Sözünün üstüne söz olmaz yani. Ne dediyse o. Tabi yine havanın dediği oluyor ve insanlar apar topar kapalı mekana geçiyorlar.

Ama kazın ayağı öyle değil işte; perdeli. İki perde, üç sahne. Neyse, mevzuyu dağıtmayalım. Sahnede, marjinal olduğunu zanneden, Brooklynli caz piyanistlerine öykünmüş bir tip ısınma turlarında. “Ölesiye sevmiştim, seni kalbimin kızı” nı söylüyor. Muhtelif masalarda, muhtelif tarlalardan harmanlanmış tütünler misali insanlar oturuyor. Bir yandan yemek yemenin, bir yandan da sağı solu çekiştirmenin derdindeler. Erkeklerin bir çoğunun başlarında tülbent ve ellerinde örgü şişi eksik. Şöyle tipler düşünün, kafalarında tülbentler olan, alınlarına kakülleri düşmüş, ellerinde örgü şişleri bulunan bıyıklı tipler. Şişin mavi boncuklu kısmıyla birbirlerini dürtüp salondaki herhangi biri hakkında yorum yapıyorlar.O şişlerden biriyle kulak karıştırma ritüelini de es geçmeyelim. O derece.

-Lan bi kadına bak, bi de yanındaki ayıya bak.

-Olum böyle bu işler, armudun iyisi…

-Lan bu havada iyi rakı içilir ha.

– İnsan hiç sarhoşluğu hissetmez.

-Demi ama..

Maytaplar yakılıyor, nedimeler ellerini birleştirip bir tak oluşturuyor insan boyu şamdanların arasında. Gelin ve damat anons ediliyor. Işıklar karartılıyor. Kısa süreli bi uğultu oluşuyor, insanlar ellerini oğuşturuyor alkışa ön hazırlık için. Fakat o da ne? Gelin ve damat bir türlü gelmiyor. Tam homurtular başlarken, orkestra aynı şarkıyı bilmemkaçıncı tur çalmaktayken, gelin ve damat yolundan pekiştirme sıfatlarını kıskandırırcasına simsiyah, kıpkırmızı ve bembeyaz elbiseli, suratları ve başları kapalı insanlar akın ediyorlar. Localardan da aynı şekilde adamlar-kadınlar da olabilir- perdelere tutunup kayarak salona iniyorlar. Çok çizgifilm izlemiş çocuklardan birinin haykırışı sessizliği bozuyor: Ninjalar!

Ortalık ne bayram yerine dönüyor, ne de karnavala. Bildiğin mezbaha. Stajyer ninjalar konuklara dumanı üstünde molotof kokteyli ikram ediyorlar. Bir anda bir kaos havası hakim oluyor salona. Fakat, ninjaların hedef belli. Seri ve stilize hareketlerle orkestraya doğru ilerliyorlar. Taklalar, parendelerve şurikenler havada uçuşuyor. Ninjalar kılıçlarıyla kendi müziklerini kendileri yapıyorlar. Parlak kıyafetli olan ninjaların reisi  çevik bir hareketle solistin yanında bitiveriyor ve kılıcını boğazına dayayıp mikrofonu elinden kapıyor:

“Herkes sakin olsun. Konuklarla işimiz yok. Bizim işimiz düğün sahipleriyle. Şu anda bütün giriş ve çıkışlar kapalı. Cep telefonlarınız iptal. Tekrar ediyorum, herkes sakin olsun. Olmazsanız da canınız sağolsun.”

Böyle de naif bir insan ninjaların reisi. Herkes neler döndüğünü anlamaya çalışırken, yerlerini alıyor ve birazdan başlayacak olan tiyatroyu seyre dalıyorlar.

Devam edecek mi? Kibariye’den gelsin… “Kim bilir?”

Murat Özel

Ne zaman doğduğumla alakalı alimler ihtilafa düşse de, reenkarnasyona inanmam. Sadece tabancaları(namlusu bana dönükse) severim. Yanlış anlaşılmaya, anlatmaya, daha uzun yaşamanın sırlarına karşıyım. Bir de kişisel gelişime. Hayatta en çok sevdiğim söz de Ah Muhsin Ünlü'nün sözüdür: "insan acizdir, muhtaçtır; fazla artistlik yapmamalıdır" Yeni bir şey olursa söylerim.

5 thoughts on “Ninjaların Halayı – Bir Postmortial Hikâye Denemesi

  • 15/11/2011 at 23:23
    Permalink

    ninjalar kapı gıcırtısında da diş gıcırtısında da oynayabilen bir millettir, rüzgar perdeyi havalandırdığında bile havalanıp uçan tekmeyle başlayabilirler halaya. onları ekarte etmek için ritim duygularına oynamak gerek, tabii bütün iş o melodiyi bulmakta. e düğün süsü verip cenaze sürprizi yapmak da ninjaların çıkmayası huyu, onlar da bizi ters köşelerden örümcek toplamaya yöneltiyor. ne vardı yani hepberaber düğün yapsaydık, ne vardı beraberce halay çekseydik diye homurdanıyor kadınlar, duyuyorum. kibariye mi? hiç susmuyor, odalardan bağırıyor: “bizbize yaşarken geldik oyunaaa”

    oyuna inanmam, oyunsuz kalmam.

    eline sağlık Murat,
    ha bir de unutmadan: Düğünümün ninjaları halaylı ah halaylı…

    reverans

    Reply
  • 17/11/2011 at 00:25
    Permalink

    Alacakaranlıktan Şafağa filmi aklıma geldi birden :) her şeyin olabilirliğinin mümkün olduğu bir yazı, biraz eleştiri, biraz hayal gücü, biraz mizah… Ellerine sağlık.

    Reply
  • 17/11/2011 at 01:15
    Permalink

    Olmaz olmaz. Güzide yorumlarınız için müteşekkirim.

    Reply
  • 19/11/2011 at 18:18
    Permalink

    Yarım kalan şeyleri sevmem; hele de böyle güzel başlamışsa :)

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir