Muska

Yok, yok olmayacak böyle, bu çocuğa bir haller oldu. Geceleri yatmaz, sabahları kalkmaz. Kızım götürelim bunu biz bir hocaya. Memlekette olsak hemen Emetullah Hoca’ya giderdik de burada nereden bulacağız hocayı. Nimet ablanı ara da soruştursun. Tez elde götürelim. Elimizden kayıp gidecek evladım. Ben onun peşinde evimi barkımı bırakıp buralara geldim. Okuyacağım dedi esirgemedik bir şeyini. Yalnız kalamam dedi göçtük geldik Ankara gibi yere. Babası emmileri dedilerse de avukat ol, savcı ol bu gitti neydi onun adı Psikoloci mi ne onu kazandı. Ne olacaksa. Babası büro da açarım dedi ama dinletemedik ki oğlana. Okusun dedik kazanmışken bi haller oldu. Kim haset ettiyse oğluma elleri kırılsın. Gül gibi namazında niyazında çocuk Allah adı anmaz oldu. Ne okuttular ne yedirdiler bilmem ki. Bir tanecik erkek evladımız da böyle olacak deseler inanmazdım kızım. Vallahi ben de onun derdine yemez içmez oldum. Geçen gece zil zurna sarhoş geldi. Babasına diyemedim. Adamın kalbine iner. Kaldı memlekette dükkânı bırakamadı, her gün arar ne diyeceğimi şaşarım. Koskoca Hafız Veli’nin torunu eve sarhoş geldi deseler tefe koyarlar memlekette. Haram da yedirmedik ya buna. Ah sebep olanların da canı yansın.”

Kızı Ankara’da Rıdvan’ı götürecek hoca bulamadı. Bu durum öyle herkese söylenmezdi de. Oğlan delirmiş diye hemen laf çıkar memlekete de uçardı. Ellerinden bir şey gelmiyordu. Rıdvan gece eve geç saatte koltuğunda tuğla gibi kitaplarla geliyor ne annesiyle ablasını incitiyor ne de söylediklerini yapıyordu. Sabah ezanlarına kadar okuyor sonra yatıyor öğleden sonra da okula gidiyorum deyip çıkıyordu. Beraber yemek yedikleri bile nadirdi artık. Annesi sürekli oğluyla konuşmaya çalışsa da sonuç alamıyor kendi kendine kurmaya başlıyordu. Küs oldukları emmisinin oğlu senelerce dershaneye gitmişti de anca iki yıllık bir şey kazanmıştı o da Van’da. Yengesi Rıdvan’ın hem dört yıllık kazandığını hem de Ankara’yı kazandığını duyduğunda kıskançlıktan kudurmuştu. Kesin o büyü cazı bilir bir şeyler yapmıştır diyordu. Kızı da gözünle görmedin iftira atma dese de kadın anlamıyordu. Oğluna büyü yapılmıştı o büyü de çözülmeliydi. Bir türlü ağzı dualı nefesi kuvvetli hoca bulamıyordu. Kime dese onu da bilmiyordu. Komşularla cumaları birleşip Yasin okuyorlardı ama onlara da diyemezdi ki. Memlekete gitmekti en iyisi. Oğlanla kızı bırakıp bir hafta sonu otobüse bindi, gitti.

Emetullah Hoca beyaz robalı elbisesinin içindeki tombul bedenini sarsa sarsa kapıyı açtı. Eski ahbabını buyur edip üstüne bir şey almaya gitti. Elbisenin eteği arkadan çekmiş neredeyse dizlerine kadar bembeyaz kalın bacakları ortaya çıkmıştı. Giyinen hocayı beklerken eve göz atıyordu. Televizyonun altındaki camekân resimlerle dolmuştu. Önceden hatırlamıyordu böyle bir şey. Namaz kılınan yerde suret olur muydu? Pek şaşırmıştı bu duruma. Hacıyla hocadan gelecek başımıza ne gelecekse diye de geçirdi içinden. Zaten hocanın eteğiyle ince beyaz kulaklarının ardına atılmış tülbentine de kızmıştı. Saçı olduğu gibi belliydi. Kapıda delik de olmadığı halde çat diye açmıştı bakmadan. Ya erkek olsaydı. Kadın düşüncelere devam ederken hocanım içeri girdi. Şimdi daha usturuplu giyinmişti. Biraz hoşbeş ettikten sonra asıl meseleye geldiler. Rıdvan’ın ettiklerini bir bir anlattı hocaya. Hocanın gelini çay getirdi. Sonra da önceden hazırlandığı belli iri bir su bardağı, beyaz kâğıt, kurşun kalem ve çakmak bir tepsinin içinde geldi. Kâğıda eğri büğrü kötü bir yazıyla Arapça bir şeyler yazıp bardağın içine attı. Kâğıdın ucunu ispirtolu kocaman çakmakla tutuşturdu. Yanan kâğıdın üstüne yanındaki sehpadan aldığı sürahiden biraz su döktü. Külleri yorumlamaya başladı.

Rıdvan oğlumuza haset etmişler kardeş. Hem de ne fena gözle bakmışlar. Yemek yemez, uyumaz, rahat nefes alamaz olmuş. Ama Emetullah Teyzesi ona bir muska yazacak en geç üç ayda eski haline dönecek.

Kadın kalktı içeriden bir parça kâğıt, tükenmez kalem, buzdolabı saklama poşetlerinden bir parça ve kumaş parçası getirdi. Yazmaya başladı. Yazdığı kâğıdı katladı İçine birkaç çörekotu attı okudu üfledi, önce poşete sonra da bez parçasına sardı. Uzattı.

Bunu atletine takacaksın kardeş. Sonra sana vereceğim sirkeyi yatağına serpeceksin. İçirebilirsen de içir. Her akşam 9 kere Felak-Nas okuyup üstüne üfle, üzerliği yak evin içinde dumanını tüttür. Biiznillah Rıdvan oğlumuz hem yüzünü sana döner hem de şifa bulur.

Rıdvan’ın annesi kadının eline bir yüzlük sıkıştırdı çayını da bitirmeden ayrıldı. Şimdi oğluna bu muskayı nasıl takacağını düşünüyordu. Ankara’ya giderken yol boyu ne yapabilirim diye düşündü. Bulamıyordu. Sirkeyi hallederdi de muska zordu.

***

Ankara’ya vardığında yine içi rahat değildi. Rıdvan zaten eski Rıdvan değildi bir de muska girince işin içine zordu. Eve vardığında kızına olan biteni anlattı hemen uyumaya gitti. Sen de düşün dedi kızına. İkisinin de eli kolu bağlanıyordu. Rıdvan iyice dinsiz olmuştu çünkü. Annesinin namazını sorguluyor ablasının toplantılarını eleştiriyordu. Bunlar hep eskilerin masallarıydı. Oya hayat öyle değildi. İnsan dünyaya eğlenmeye ve mutlu olmaya gelmişti. Acı çekmek de olmamalıydı o yüzden dünyada. Acı veren her şey bilinçdışına taşınmalıydı. Annesi de ablası da geçmiş yaşantılarına saplanmışlardı. Bir türlü kendilerini gerçekleştiremiyorlar kuzu gibi yaşıyorlardı. İbadetleri de sadece bir alışkanlıktı. Hiçbirini bilinçli yapmıyorlardı. Zaten az bilinçleri olsa dini reddederlerdi. Din kısıtlardı ve kısıtlamalar insanın kendisi olmasına izin vermezdi.

Rıdvan’ın bu söylediklerinden ikisi de pek bir şey anlamasalar da o muska bu çocuğa takılmalıydı. Yoksa iş işten geçerdi. Birkaç gün bile takabilse kârdı. Bunun için de eve sarhoş geldiği bir gün yatağa serilip kalınca fırsatı değerlendirdiler. Muskayı atletine iliştiriverdiler.

Ertesi gün öğleye doğru uyandı Rıdvan. Üstünü başını değiştirmeden dışarı gitti. Kahvaltı istedi o gün. İşte muska ilk etkisini göstermeye başlamıştı. Evdeki is kokusunu sordu sofrada Rıdvan. Annesi dışarıdan duman girmiştir dedi. Hâlbuki üzerlik otuyla tütsülemişti tüm evi. Rıdvan umursamadı çıktı gitti.

Arkadaşlarıyla okulun kafeteryasında buluştu. Yine hararetle Freud’u tartışmaya başladılar. Hepsi dinsizdi artık. Sıradan insanların hepsine bu düşünceyi anlatmalılardı. Ailelerinden başlamaları gerekiyordu. Yoksa toplum da ilerleyemezdi. Bu duruma nasıl geldiklerini ise hiçbiri tam bilmiyordu. Freud harika biriydi. Analizlerini okudukça bugüne kadar bildikleri her şeyin boş olduğuna inanıyorlardı. Uykuya bile rüya görmek ve o rüyaları Freud’un düş analizleri kitabından yorumlamak için yatıyorlardı. Bir adam hayatlarını nasıl da anlamlı hale getirmişti. Sohbetlerine devam ederken elebaşları Burak geldi. Freud’la onların tanışmasına esasında o vesile olmuştu. İkna gücü çok yüksek biriydi. Çevresinde insanları toplayabiliyordu. Sıradan bütün masadakilerle sarıldı. Sıra Rıdvan’a gelince elini beline dolarken bir sertlik hissetti. Bu ne diye sorduğunda Rıdvan ne ne diyebildi. Elini koltuğunun altına doğru götürünce o da hissetti. Kazağının altından elini sokup muskayı çıkardı. Hiç haberi olmadığını söyleyecekti ki Burak ondan önce davrandı.

Muskalı Freudyen mi olur oğlum!!!

17 Kasım 12, Kütahya

Müzeyyen Çelik

Sadece bir Müzeyyen.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir