Mocco Nermin, Ben, Çay ve Ansızın Hayat*

Telefon bekliyordum. İtiraf edeyim o telefonu bekliyordum. Çiçeklerin yanındaki masaya geçtim. Çıkış kapısının da orada olduğunu fark etmemişim.

Paltomu çıkarıp sandalyenin arkasına attım. Fularımı sonra…

Zayıf, önlüksüz, handiyse kavruk bir oğlan geldi siparişimi almaya… Tatlı yememeliyim.

*

Mocco Nermin, ben, çay ve Ansızın Hayat beraberiz. Tatlı söylememem lazımdı ama Ansızın Hayat yakama yapıştı…

O birinci hikâye… Ah o birinci hikâye… Ya üçüncü? Hayır, devam edemem. Şimdi olmaz… Gelip geçen turistleri seyredebilirim. Bu kadar güzel güneşli aralık günü… Mocco Nermin’i şefe sorup gelen “yeni” garson-çocuk… Aç sayılmam. Tok sayılmam. Bitirmeliyim tabağımdakini. İsraf edilmemeli hayattaki hiçbir şey…

Otururken fark etmediğim kapıdan keçi sakallı bir adam giriveriyor. Orta yaşlarda. Orta kilo ve boyuyla hızlıca geçiyor yanımdan.

“Sen hayatımın en ince çizgisinde uğultulara karışıp kaybolmuşken, yani tüm yaşananları yaşanmamış kabul edip…”

Hayır!

“Peki bu mümkün mü? Tüm yanlışların başladığı yere dönmek, kırılmış vazoları yerine koymak, solmuş çiçekleri yeniden canlandırmak mümkün mü? Yürünmüş yolları yeniden…”

Hayır. Şimdi sırası değil!

“Sana haksızlık ettim diyerek ölümünü taşıtmak istiyorsun…”

Kim konuşuyor?

“On beş yıl sonra seni aradım… Nerede, nasıl yanlış yaptım onu arıyorum…”

Hayır. Şimdi sırası değil.

Yakama yapışan satırlardan gözümü ayırdığımda ihtiyarı gördüm. Hepimizin bir benzerine herhangi bir caddede sıkça rastlayabileceğimiz o ihtiyarlardan. Bastonuyla gerçekten zor yürüyordu. Üstelik öyle çelimsizdi ki…

Nermin yarım haliyle kara kara duruyordu. İhtiyar kaybolmadan hemen kapıdan çıkmak istedim. Ama hesabı ödemeden böyle birden kalktığımda hakkımda ne düşünürdü garsonlar? Bir dakikalığına olsa bile, yerime geri dönene kadar olsa bile…

Ne yapacağıma karar veremediğim bütün durumlarda, hep yapmadığım şey için üzüldüm ben.

Paltomu aceleyle sırtıma aldım. Başımı çevirerek bir garson aradım. Birinin bakışlarını yakaladım… Hesap dedim dudaklarımla. “Kusura bakmayın, burada yeniyim, Mocco Nermin’in ne olduğunu sorup gelebilirim. İster misiniz?” diyen handiyse kavruk oğlan deri kaplı hesap kutusunu getirirken yolda karşıladım onu. Çabucak çıkıyorum. Bu haliyle çok uzaklaşmış olamaz. Sağa bak, yok, solda mı? Evet, ileride.

– Ne satıyorsun amca?
Cevabını beklemeden elindeki mendil paketini aldım. Cüzdanımdan elime geçen ilk parayı verdim. (Elime geçen beş değil de elli lira olsaydı verir miydim acaba?..)

Dudaklarındaki kıpırtıları duymamak için uzaklaştım, sadece gülümsedim yüzümü dönerken.

İlk kez bilmediğim bir şey ısmarladım.
Beğenmediğim bir yemeği yarıda bırakıp çıktım ilk kez.
İlk kez birinin peşinden koştum. Pişman değilim.

* Ansızın Hayat, Necip Tosun, Hece Yayınları.

Nagihan Şahin

İzmir'in tüm kaldırımlarının Avrupa Birliği standartlarında olması için mücadele eden idealist bir mühendis. Bu konuda İspanyol meslektaşları ile CEN Technical Committee TC 227 başlığı altında fikir alış-verişlerini inatla sürdürmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir