Kırk Yama: Yap-bozmaya al haftaya. İşte bunlar hep tüme varım.

1

Yap-bozmaya al haftaya. İşte bunlar hep tüme varım.

-analitik düzlem değil, baba parası

gerçek zamanlı akış – genel bakış – grafik. analiz – sentez – en tez – tez – ez -zzZZz. bu değil. bu hiç değil. beni anlamıyorsunuz. insanlar sıkılmasın istiyorum. tıklayın istiyorum istenilen linklere. mesela şuraya -> yok yok buraya -> olmazsa daha öncekilere. ama yeter ki bu grafikte tepe yapsın her şey. “istatistik mini etek gibidir” demişti sir fergie. gerisini getirmeyeceğim +18. istediğimi görmek konusunda ısrarcıyım. istatistik, lütfen bizi yalnız bırak. birine “bizi yalnız bırak” dediğinde aniden yalnız olan bizli balıklar, bir kaşık suda boğulan düşman doğanlardır. “eski kulaçı kesiklerden kim kaldı” diyor ya poseidon, demiyor aslında. onun sesini sezai karakoç alıyor elinden “Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz”

-evet sayın seyirciler, her nerede izliyor ve sabit kalıyorsanız, oraya bir bomba atıyorum. ben Reha Muhtar değilim.

bir banka oturduğunuzu düşünün. taş da olabilir, taht da, tahta da. hatta vitrinin içindeyken, vitrindekileri izliyormuş etkisi yapan, kontinental bir cadde kahvecisinde oturuyor bile olabilirsiniz. nerede olduğunuz ve ne yaptığınız hiç önemli değil. azıcık göz kullanarak gözlem yapacağız. materyalimiz iyi durumdaysa başlayalım. derdi olan bir adam görüyorsun. hadi ama inkar etme. biliyorum gördüğünü. o önünden hızlıca geçti ve gitti. sen gözünle onu takip ederken bir anda kadrajına gülen güzel bir kadın girdi. az önceki göz takibinin tersi yönde hızlıca yürüyor yürüyen gülücük. hadi koştur gözünü ve yakala onu. evet, ne güzel değil mi? ama kadrajından uzaklaştığını fark edip üzül şimdi. güzel kadın son hız senden uzaklaşıyor, onu gözden kaçırmamak için gözünü koşturman yetersiz kaldığından başını da çeviriyorsun, hatta bir zaman sonra vücudunu da. az önce sağa bakıyordun,  şimdi ise sola. yönün, bir tenis seyircisininki gibi hızla değişiyor. bu sırada görüş alanına kızgın bir kütle giriyor. bıyığı, kel başı ve göbeği ile göz dolduran adam, telefonda küfrettiği kişiyi o an görse (bunu ağzından saçtığı tükürük miktarından anlıyorsun) onun da gözünü doldururdu. eminsin. bunun gibi çok sağ sol yapıyor başın ama yerinden kalkıp hiç birine müdahil olmuyorsun. sadece seyirci kalmanın zevki tüm vücudunu ele geçiriyor. ellerini kupa bardağa, parmaklarını ise kulpuna geçiriyorsun ve sıradaki tenis maçı için boynunu çalıştırmaya devam ediyorsun. bak önünden Sharapova geçiyor. hiaah.

2

-üç kaygıda, iki arada, bir derede, sıfır kaldığımda ateşim başımda

nerede bir şeyi bekliyorken, başka bir şeyler yapmak için yeterli vakit yoksa, işte araf orasıdır. yooo yoo uzatmayacağım bu araf bahsini. zamanım yok. başka şeyler yazmak istiyorum aslında. bakın tam da ilk cümlede söylediğim şey oldu. bir farkla. burası araf değil. burası yapacağı şey için kısıtlı bir zaman beklemek zorunda olan, zamansız adamların başka işlere kayan gönül evleri no:3 D:4. bir uğraşı başka bir uğraşla aldatabilir insan. çizerken yazmayı, yazarken söylemeyi, söylerken oynamayı, sonra hepsi uşağı. ezilen halkların ve işçilerin arafınının farkındayım, arafın kaydırdığım kelime manasının da. aslında fena bir adam sayılmam. buranın bir sandalye tepesi olduğunun farkındayım en azından.

-zengin dilin küfürlenmiş kokusu, eski kaşarlar, küf mantarları ve kilosu en az bin dolar

kızgın başlanılmış o metnin peşine takılan bıçkın delikanlıları görmek mümkün. “o balkonlara saksı olaydım” edilmemiş küfrün verdiği kuyruk sallama hissinde bir vantilatörlük var. kızgın başlanılmış o metnin… kızgın başlanılmış o metnine başlatma şimdi! zararla oturduğum yerde raptiyeler. raptiyeler beni olduğum yere, zımbalar sırtımı dönen koltuğuma. beni beni öfkelini. anı yaşa. anı öldür. bu an için yapmak istediğim bu. anı öldür. anı boğ. yapış yakasına. carpe diem, karma, dharma, duman. yıktın perdeyi eyledin viran. sabah otobüse, öğlen metrobüse, akşam metroya, gece sarhoşlara küfrettim. sonra bokuna çatal değdirmemiş kargalara. sonra yine otobüslere.

3

-adını daktilo koydum, serçe parmağımın. “hani bana / hani bana verdiğin sözler” dedi gamlı baykuşuna.

elim, kolum, yolum, yolluğum, halı ve paspas kenarlarım, overloklarım bağlı. trak geldi kaleme. mürekkep, Seyahatname’de anlatılan damdan dama atlarken havada donan kedi gibi damlamadan donuyor kafamda. bir kabız kurbağa vıraklıyor sabahöğleakşamlarda. bir kaplumbağanın gezişinde gizlidir şairin def-i hacet edememesi. en yakın umumiye bozuk hazırlamalı ve kalkış takımları taklavat ardına kravat iğnesi. bunları hak eden kafaya kuşlar sıçmıştır. talih kakası. betonarme kuşu. terasta dumanlı hava sahası. beyaz yakalı kusmuğu. hala talih kuşu. beyaz yakalı kuş. martı, memur, bankacı. “bu para bizi bozmasın cengiz” kalemi yatarken açıkta bırakmışım ekşimiş zaar.

-bilinen kötülük ile kötürüm iyilik kaybolduklarında ekmek bulamayıp pasta atmışlar yere (bu çok günah aslında)

ben kötü bir insanım. cidden. bunu, buna inanmanız için söylüyorum: kötü bir insanım ben. iyi olmanın sorumluluğundan kaçmak için kazdığım tünel göbek deliğim olsa da, içinde biriken pamukçuklara kulaç atarak söylüyorum, nefes nefeseyim, ben kötü bir adamım. iyi bilmeyin beni. beklentiyi yükseltmeyin. kötü bilinmenin özgürlüğü içerisinde iyi olmak istiyorum ben sadece. kötü bilin beni. beklentiyi düşürün. şaşırın bana. iyilerin dostu kötülerin düşmanı bir kötüyüm ben mesela. tezat yaparak sizi şaşırtmaya çalışıyorum. evet çok zekisiniz ve bu sebeple yemediniz bu numaramı. ama kimden nefret ettiğime dair bir fikir oluşmuş olabilir kafanızda ve muhtemelen bu fikriniz doğrudur da. yine çok zeki olduğunuzu fark ettiniz ve şu an gülüyorsunuz. bu gülmenize benim dolaylı olarak sebep olduğum için beni iyi biri sanmayın sakın. ben hala kötü bilmeniz gereken adamım. göbek deliğinden içeri elini sokarak bıçaksız, kesiksiz iç organları ameliyat edebilen bir peygamber vardı. biliyor musunuz? Lokman, Hazreti Lokman. o çıkarsın iyiliğimi göbek deliğimde bulup. Allah iyiliğimi versin ama siz beni kötü bilin.

(*) Bu yazı, Kuyudaki Koro Sayı:5’te de yayınlanmıştır.

Melih Tuğtağ

"Melih Tuğtağ'ın (nam-ı diğer muhtar'ın) hayattaki en büyük başarısı; İstanbul sınırları içerisinde doğarak, İstanbul'a yağan son büyük karın, onun olduğu bir dünyaya bir daha yağmak istememesinden dolayı; "son" olmasına sebep olmasıdır." Bu cümleden de anlaşılacağı üzere 80'lerin sonunda İstanbulda doğmuş, mühendis kafası, talim ve terbiyesi ile yetiştirilmiş bir yazarımsı, çizerimsidir Melih Tuğtağ. (kendinden 3 tekil şahısta bahsetmesi tamamen özgeçmiş formatının halt yemesidir) -iletişim: tugtagmelih@gmail.com

2 thoughts on “Kırk Yama: Yap-bozmaya al haftaya. İşte bunlar hep tüme varım.

  • 19/02/2013 at 10:58
    Permalink

    Değerli Melih, iyi insan, iyi insansındır en azından öyle hissediyorum, hislerime güvenirim, iyi insan olduğundan dolayı da yazdıklarıma gücenmeyeceğini de hissediyorum. Keşke bu fikir uçuşmalarını, bu kırk yamayı, bu söylenmelerini böylece bırakmasan. Eminim biraz üzerinde durulsa, biraz kurcalansa içinden birkaç hikaye, belki bir şiir çıkar bu kırk yamanın.
    Son dönemde bunu sanırım, Osman Konuk Küllüklerinde yapmıştı. Kırk yama sanki küllükle akraba gibi. Yanılıyor da olabilirim. Yanılıyorsam söyle:) Fakat, daha yalın ve karmaşadan daha uzak olmalı belki.

    Çizimler… Onlara laf yok:)

    Baki selam…

    Reply
    • 19/02/2013 at 11:16
      Permalink

      Efenim aslında tespitin yanlış değil. Bunlar hep spoiler.
      Bir kısmını elbet bir yerde genişletilmiş halde kullanıyorum.
      Ama bunların bu şekilde kendine yer bulması da önemli. Alışıldık düz anlatımdan uzaklaşıp bir şiirmetin, metinşiir ya da bambaşka bir saçmalama düzlemi. Özgür anlatımın tüm imkanlarını kullanmak için böyle bir minimum cümle kullanımı şarttı :)

      Osman Konuk’un küllükleri ile uzaktan kuzen sayılabilir belki ama içerik, işleme şekli v.s. komple farklı :)

      Selam ile…

      Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir