Kırk Yama – Birleşen Notaların, Üzüntüden Oluşturmadığı Voltran Müziği

-lojilerden biyo, sana tanıtıcağım kendimi. ama önce ince etimi kıstırmalıyım şu kapıya

ses nereden çıkıyorsa oraya ulaşır. buradan sesleri neden kulağımızla duymadığımız da anlaşılıyor. biyolojinin yalancı olduğu hususlara bir örnek daha. çizdim bir sopa daha duvara. sese toprak bulaşır, sese hava bulaşır. sese üzerinde yattığımız tahta bulaşır, çivili tahta. çamur bulaşır eteklerimize evet biyoloji yalandır. evet biyoloji yalandır. evet biyoloji yalan çeker. canımız yalanı çeker. meylederim çay bardağına benzeyen bir ete. gözüm… gözüm çeker, ben değil. latifin neresini görüyorsak oramızla bakıyoruz. neremizle bakıyorsak orayı görüyoruz. biyoloji yalandır. biyoloji yalandır. biyoloji yalan. kapat kitabı. kalk. on.

 

-7 zirzop kıçı tokmaklı kimi mahvetmedi ki?

beni bu güzel şarkılar mahvetti. böyle şarkılarda inandım klimanın içine saklanmış darth vader’a. böyle şarkılarla kaybettim, kaybettiğim kimliğim için hükümsüzdür ilanı verdiğim gazeteyi. cümleleri bu devirdim şarkılarda güzel. toplayamıyorum tamponu. sağ yap sağ yap. topla gel. ceza sahama gir. melodik döv. notalı vur. koma. diyez ve kürdilihicazkâr ya da nihavend. biraz caz, azıcık ortadoğu. beni böyle güzel şarkılarda öldürdüler. alkışlayana hortlarım. yıldızlara uçmadım. bir göze tünedim şarkı dinliyorum. cümlelerim devrik. iki kelime anlaşılmaz bir sayıdır devriklikte.

-insan hiç yolda gördüğü dayısını satar mı? o yol, yol değil yeğen

nereden yola çıkarsam çıkayım, motosiklet ya da bisiklet rahatlığına erişemiyorum bir türlü. özlesem de bir, unutsam da bir. kızsam da bir, sevsem de bir. hep metrobüs kafası, hep tramvay, en çok da içten içe metro kafası var bende. sabit, dümdüz, aynı yoldan bir noktaya. ilk adımı hep yoldan bekledim ben. bir yol çıksa da doğru yol benim desin diye ama demedi tabii ki. ne zaman sorsam hep kapı duvar. ben seçsem diyorum yolu, yol kötü değil ama yanlış yol oluyor. ya çıkmaz sokağa varıyorum ya da köprüden önceki son çıkışa giriyorum. ayıya ne zamana kadar dayı diyeceğimi de bu yüzden bilemiyorum. köprüden geçemiyorum gelin. yani doğru/yanlış yollar, hediye olarak benden peluş oyuncak ayı beklemeyin, hepsi benim dayım. insan dayısını hiç satar mı?

-ne çok ölmek dedim, 3 olduysa söyleyin (matematikman bir (1))

aslında gündüz ölmek de hoş olabilir. yavaş soğuruz.

üstteki cümleciklerden de anlaşılacağı üzre “ölüm” düşünüyorum bu ara. elbette ciddi değilim. ama olsun yine de ben düşünüyorum. mesela “toplu intihar” çok afonksiyonel değil mi? birden fazla kişi bir aradaysa birbirini öldürürler. neden yan yana durup kendilerini öldürsünler ki? “yan yana durup kendini öldüren insanlar” diye bir “toplu intihar” portresinden bahsedilince, benim aklıma hep pisuvarlar geliyor. insanoğlu her ne kadar birbirine yabancılaşmanın cılkını çıkarıp, comkuna batmış da olsa, yardımlaşmanın içgüdüsel çağrısına hayır diyemez. vuruverir birbirini. pisuvarlar hariç. zira pisuvarlar topluluk ifade eden ya da aynı çatı altında buluşan ortak hedef sahibi insan gruplarının en az yardımlaştıkları alanlardır. orada yardım perver olmamalı da zaten. maazallah.

-gönülmez adam ve gönülmez akşamın ufku

bazen olduğum yerde yavaşça görünmezleştiğimi hissediyorum. huuop desem kimse duymaz, şu odun bedenimi her hangi biri görmez, elimi uzatsam kimse tutmazmış gibi geliyor. işte tam da o sıralarda, hele ki sevdiğim insanların birbirini gönülde görünür kıldığını fark etmişsem, içimdeki haset ve kıskançlık duygusunun boyumu aşışına mani olamıyorum. gidip ayak serçe parmağımı ilk gördüğüm koltuk köşesine hunharca vurasım geliyor, ama “ulan nasılsa görünmez, duyulmaz, sevilmez, özlenmez, hissedilmez bir adam oldum, kendim vurup kendim ağlayacağım. gereksiz yani. bok yeme otur yerine” diye düşünüp vaz geçiyorum. galiba bu gönüllerde gönülmez olma halimden, en çok ayak serçe parmakcığım memnun. köftehor seni.

-çiçekleriiin gücü adınaaa “AB-BAS”

küstüm çiçeği, günebakan çiçeği, gece açan çiçek, gece geç yatan sabah kalkmayan çiçek, gülen bir çiçek, çiçek gülmeyince solan çiçek… sözün özü; Ergin Günçe’ye de selam çakarak Türkiye Kadar Bir Çiçek. gezegen kadar beynim olsa, bir çöp tenekesinden mahsul olsam, hatta portakal kasasından ucuzcu malı bir gitar olsam dahi anlayamam çiçek metaforundaki sihri, güzelliği, albeniyi. “Al beni yar götür / Götür buralardan / Bıktım artık hep aynı varoluşlardan” ergenliğimden kulağımda kalan müzikler çağırır beni çiçek denince bir yerde. bir çiçek güler, çok çiçek açar. ben mi? beni merak etmeyin. şimdi gidiyorum ama uzağa değil. çiçekleri sulamaya gidiyorum döneceğim.

-vay başıma gelenler, kuş boku değil zul yüzü

yer yüzü ile bağlarımı kopartmak üzereyim. sadece yer yüzü ile mi? gök yüzü, dost yüzü, gül yüzü, gün yüzü… bir çok yüzle bağlarımı kopartmama az kaldı. doktorum nerde? serbest çağrışırken bile arızalara varıyor yolum. ne bir kelam edesim geliyor aynı biyolojik familyada olduklarımla, ne de sırıtık şovlar yapasım geliyor tribünlere. mutsuz olmak için net sebeplerim var mı? yok. ama ah bu yarım kalma hissi, ah bu tam tamamlanmaya heves etmişken elden düşen 1872 parça puzzle etkisi beni yiyip bitiriyor dostlar. tabi bu yiyip bitirme olayı sadece manevi açıdan. keşke madden de yeseler. çok kilo aldım bu aralar. içten içe yarım kalmalarım sürerken, dıştan dışa vücudumdaki her boşluğu löp löp etle doldurmaya başladım. maşallahım var ama “maşallah” demeyin, “vay anov” deyin nazar değsin.

————————————————————————————————–
Bu yazı ilk olarak Kuyudaki Koro Edebiyat Dergisi Güz sayısında yayınlanmıştır.

Melih Tuğtağ

"Melih Tuğtağ'ın (nam-ı diğer muhtar'ın) hayattaki en büyük başarısı; İstanbul sınırları içerisinde doğarak, İstanbul'a yağan son büyük karın, onun olduğu bir dünyaya bir daha yağmak istememesinden dolayı; "son" olmasına sebep olmasıdır." Bu cümleden de anlaşılacağı üzere 80'lerin sonunda İstanbulda doğmuş, mühendis kafası, talim ve terbiyesi ile yetiştirilmiş bir yazarımsı, çizerimsidir Melih Tuğtağ. (kendinden 3 tekil şahısta bahsetmesi tamamen özgeçmiş formatının halt yemesidir) -iletişim: tugtagmelih@gmail.com

3 thoughts on “Kırk Yama – Birleşen Notaların, Üzüntüden Oluşturmadığı Voltran Müziği

  • 15/11/2012 at 20:33
    Permalink

    Modern insanın karmaşasını ve kendisiyle diyalog kuranların çoksesliliğini özgün şekilde vermiş bir yazı. Ama okurken ağır gitmeli, zira şiir bombardımanına tutulmuş bir nesir söz konusu.. Aslında her paragrafını açıp açıp ayrı özgün metinler çıkarabiliriz.

    Dah önce hiç düşünmediklerimi de düşündürdü çizgiler ce cümleler: Kaşımla gözüm arasından gözbebeğimi tehdit eden heriflerin varlığı hakkında az daha düşünmek istiyorum:)

    Reply
    • 15/11/2012 at 20:44
      Permalink

      (imalı bir yan bakş ile) aslında biri de çıkıp bu paragrafları açıp özgün metinler yazsa ya.

      bizim siteyi bir insan neden hack hedefi seçer bunu hiç anlamıyorum ama neyse. biz çizimleri düşünüp yenilerini çizelim. kalem bedeva. tamam, kalem değil ama fikir bedava.

      Reply
      • 15/11/2012 at 23:42
        Permalink

        Aslında paragraflardan yeni şeyler çıkarmak konusunda, okurlar olarak zihin dünyamızda bunu yapabileceğimizi söylemek istedim. Yoksa zaten yazan hakikatli yazmış.

        Siteye yönelik hack olaylarını kınıyorum. (Memleketimde herkesin her şeyi kınamasından mülmem olabilir)

        Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir