Kadı Efendi

A man rides a horse-drawn cart during heavy snow fall near the village of Petravinka

Söyledim ya, bizde değil,
Ben bahar masası şefiyim,
Arşive bakmanız lazım
İşte bakın, alın şu numarayı:
AA302-L8
C blokta arşiv; arşiv memurunu bulun,
Kahvesi önündeyse, sabır gösterip bekleyin bitirmesini haa,
Yatar sizin iş yoksa.
Kadı Hüsam dedelerimden olur
(O zaman da -eddin ekini fazla bulurmuşlar)
Bilmem kaç Kanunievvel
Komşunun bağından iki dal kış üzümü yemiş diye
Kendi etmiş hayvanını şikâyet kendine
Hem de ölesiye sevdiği halde
Rahmetli de pek bi’ yaramaz keçiymiş
Adı Karpak,
Beyaz bir tiftik, sakallı hem de.
Kışlaya kışlaya kışı geçirtirmiş*  kadı dedem
Sevmezmiş mübareği
Oysa bizim Karpak
En severmiş, ağlarmış biten kışın arkasından bir süre
Böyle de garip bir hayvan
Çimenin yeşiline dönüp de bakmazmış:
Hep sarı saman, hep kuru saman
Bir de arasıra aşırdığı kış üzümleri işte.
(Antropoloji geç gelişti ülkemizde
Bulurlardı belkim garip Karpak’ın atasını,
Kutup maymunu mu ne, işte ondan )

 

Karpak’ın böyle mesut mesut meleyip kış üzümleri
Aşırdığı
Ama sahibinin sevmediği o kışta
Demiş ki  rahmetli kadı dedem,
Dedemin dedesinin dedesinin…işte bilmem kaçıncısı
Kadı dedem
“Kar yağmayan bir şehre mi göçsek, hatun?”
“Tayin mayin, karda kışta şimdi iş çıkarmasan bey” demiş
Dedemin dedesinin dedesinin…işte bilmem kaçıncısının hatun kişisi
Oysa kadı mübarek pek muzdarip kış eziyetlerinden
Ama dilaltı edermiş hepsini “hâşâ, isyan olmasın” diyerek

 

Azıcık çıtlatmış dedem, hani şu dizlerden ağrı ağrıyan yerlerini filan
Biraz acındırmış, biraz da resmi yetkisini kullanmış
“Gidilecektir” deyip peykesine çekilmiş.
Hatun kişisi dedemin, hiç de gönüllü değil,
Kara kara düşünceleri tespit etmiş bütün gece
Hatun ninem
Dua eylemiş, sonra düşünmüş aklınca:
Bizim bey iyidir, hoştur da,
Karpak’tan az değildir inatta,
Keçinin dahi öleceğini bile bile
Diretiyor gitmede.
Ne  yapmalı da caydırmalı?
Diyerekten uyuyakalmış da
Saba makamındaki ezan dürtmüş  onu
Bir de ne görsün
Pespembe bir sema
Kadı dedem çoktan bahçeye çıkmış
Düşünmekte bakıp bakıp gökyüzüne
Hayırdır, hayır olsun demişler
İmam hüsuf-küsuf namazına sala verdirtmiş
Müneccimlere haber salınmış
Cevap olumsuz,
Beklenmiyor hiçbir tutulma.
Hatun ninem durur mu
Çeşme başına varmış çarını sarınıp
Başlamış konuşmaya
Bu bir remz a dostlar,
Ya Hüda, bir işaret gönder deyip yattıydım,
Kadı efendi gitmek ister, ben kararsızım,
İşte o alâmet
Kızmış bu kavli karara, gitme giyor Yaradan
Göğü de çevirmiş hiddetten gülleşmiş yanağa.

 

Laf dolaşa dolaşa büyümüş elbet
Olmuş mu herkesin remzi rüyası,
Varıp önce imama demişler:
Söyleyin siz Kadı Efendiye,
Gitmesine izin yok, bırakmayız ,
Tabircilerimiz hiç şaşmadı şimdiye dek
Laf anlatamamış Kadı Hüsam
Onca kaba gürültüye.
Çoğunluk ses getirmiş yanlış da olsa, (kim demiş demokrasi yoktu o zamanlar diye)
Şeyhülislamın kulağına gitmiş vaziyet
“Ne çok sevenin var, demek ki adilsin
Ölene dek burada kalacaksın” babından bir ferman döşetmiş.

 

Laf-ı hülasa,
Gidememiş dedemizin dedesinin…işte bilmem kaçıncısı
İstediği o sıcak memleketlere
Ama en sızladığında dizleri, bir an,
Çıkıvermiş ağzından o beddua:
Benden sonra bahar yüzü görmeyin,
Yağmurunuz  yağmaya, karınız da düşmeye
Keçileriniz orman budaya!
İşbu kış dosyası
Kişisel tarihimizdir ve kentsel
Yerini bil, geldikçe oku evladım
Nasıl kalmışız bir bedduanın ortasında.

 

*Necati Tosun, Kasırganın Gözü’nden ödünç.

Nagihan Şahin

İzmir'in tüm kaldırımlarının Avrupa Birliği standartlarında olması için mücadele eden idealist bir mühendis. Bu konuda İspanyol meslektaşları ile CEN Technical Committee TC 227 başlığı altında fikir alış-verişlerini inatla sürdürmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir