Helva Ekmek Var

 

Helva Ekmek Var

-Sevgili Hesna’cığım-

kır çiçekli entariler giymek bahar yapmıyor kimseyi
bazı kimseler hariç
ellerindeki çatlaklarda toprak biriktiren çiftçiler
buğday ekemiyor avuç içlerine
bir çift topraklı el hariç

bu diyeceğimi dile dökmeyi sevmiyoruz ama
bir ökse otu kadar mecburuz.
bak
içimizden düşenler yanlış yerlerinden aşırıyorlar ekmeğimizin
kuru ekmek köşeleri eliçabuk birer testere olmuş
ağız içlerimizin meşhur köftecilerini kesiyor
kağıt helva kırıntısı diziliyor boğazımıza
bir karınca ambarı boyunda
gözümüz önünde
”bir dizi köfteci  dumanını tüttürürken’’di aklımızda kalan
şu edepsiz çocuklara  bak hele
en sevdiğimiz köfteciler yok oluyor arabalarıyla birlikte
ve biz hala bilmiyoruz ‘’kimiz?’’
‘’biz ‘’ diye kime deriz?
hani nerde kaldı uzun boyunlu yolcu trenimiz
ömrümüzün hangi kaldırımında takıldı elektrik tellerine
trenimiz deli bir uçurtma mıydı bir,
yoksa
eli, kolunu mu bağladı?
bekleyenimiz de kalmadı
açık hava sinemasına gelmiş bir istasyon dışında
film , son’um geldi demeden,
ve bunu gözleriyle görmeden
gitmez bir adım öteye o da

bu sebepten değil de
bir Ahmet bebeğin gözlerine uzun uzun ağlamaktan
kestiremiyoruz
hangi harf yakışır kelime aralarına
çok düşünüyoruz
hastane koridorlarında anons ediliyor bitmeyen adımız
bitmedikçe yankı yapıyor
yankı yaptıkça bitmez
esamesiz bir devamlılık ilkesi iliştiriliyor sonuna
biz, ayakları taşa bağlı kayıklar gibi düşünüyoruz
ve at arabalarından, yolunu kaybetmiş sulara düşen bavullar kadar üşüyoruz
nasıl da ıpıslağız.
çok geçmiyor , hiç yaş sahibi çocukların
bıçak değmemiş parmak uçlarına üşüşüyoruz
nasıl da insan kalabalığıyız.
kalabalık dağılınca ‘’insan’’ kalır mıyız?
o kuşçu parmak uçları
ana kucağı gibi ya
unutuyoruz diyeceğimizi
sırayla değil hep bir ağızdan
sayıyoruz o nokta parmakların kalp atışlarını
1-2-3-5-9…….25…..36 ………….kırk

-sö be, sö bre!

Hatice beş yaşın kıvırcık gözlü bir ‘’abla çocukluğu’’
gözü kapalı güveniyor sayılara
sanki elinde bir benekli sırtlan yuvası
ağzına götürmüyor, mümkün değil, elini.
el değmeden üretilmiş elleri
saymalar bitiyor, sayıklamalar

-sö be sö bre!

sırtlarından aşağı insanların
1’den 5’e kadar yolu var
sonrası
‘’Bugün nasılsın Allahım?’’
daha sonrası
salıverir kendini bir zincir
göklere giden yol’suz bir at olunacaktır
yine de başı boş değil, deli dolu
başucunda uyutabilmek için keçileri
karga tüyü doldurmuş başına Feyyaz diye bir Veli oğlu.
her halka başına bir karga tüyü
Feyyaz bir cengaver çocuktur
adındaki kireçlerin dökülmüşlüğüne
erken doğmuşluğuna
işgüzarlıktan kalma ‘’erkencisin Feyyaz’’ lığına
ve buna verilecek fazladan cevabı olmayışına
-bakma
ama, dokunsan yaprak gibi dökülecek tırnaklarına
-iyi bak
bilhassa bahar sonunda

uyku başında
başın ucunda
kıvrılıyor müşkülpesent bir akrep
sözde nöbet mahallinde
ama nöbet tutamayacak kadar sarı kokuyor gözleri
başucunda akrep uyutulmaması gerektiğini bilmiyor Feyyaz
yabancılarla konuşma yasağını hayatının Çin Seddi sayıyor
en çok da el’in elindeki akide şekerlerinin tadını merak ediyor
başka evlerin sabunları bundan mı ki daha güzel kokuyor?

Kadirlerle Şinasiler bir olunca
kadirşinas çocuklar büyüyor mu bilmem
ama bir kadirşinas Nasuhi kolay yetişmiyor
daldaki elmaya

 

kalemin her ele yakışmadığı doğru
ama bazı noktalar var ki
durup dururken fotoğraf çektiriyor
yakışıklı durduğu her cümle sonunda
(.)
usanmıyor, arsızlığın omzunda elleri
iki dirhem bir çekirdek
iki al bir mor.
kaybedecek neyi var
hele bir güzel çıkmasın
iki arkadaş bulup yanına
(…)
meydan okumayı biliyor
tuzlu su yutmuş cümlelere
düz bir çizginin bile bu serseri noktalardan oluştuğunu bilmek
beni ayaklarımdan daha çok yoruyor.

 

şaşkınlığım emrivaki sünnetlerde
hatırlatıyorum
iki göğsüm arasına ana sütü koyunca
süt anne olunuyor bu aylarda
bugün doğan çocuklar kendi kulaklarına üflüyor
takvim yapraklarında donakalan adlarını
daha uzaklara varır olmuş insandaki nefeses
yüzdeki kulak dile çok ırak
bakır küpeniz var mı?
zira, bugün yemeklerden imam bayıldı
ben saçlarıma yıldız düşürmeyi neden beceremiyorum , gülen var mı?
kalemle ağaç özlerini dermeyi anamın hangi karnında öğreniyorum?
soru.

dur kıpırdama
durdur salıncağını
çocukken kurduğum gecekondular düşüyor aklıma
kap kacaklar da bir bir kel başıma
saçlarım kanıyor
ve ben gecekonduları çok yanlış anlıyorum
hala
buna bazıları ‘’yazık’’ diyor
bazıları da
‘’Allahım bugün nasılsın?
seni merak ediyorum da.’’
Füruzan’a kalırsa
ki kalır:
‘’Lotaryacılık istemiyorum.’’
O’na göre
sevgili Hesna’cığım.

-Seher A. Kutluksaman

Seher Kutluksaman

Kaldırımlar oturmak içindir. Kulak arkası kalemleriniz eksik olmasın.

10 thoughts on “Helva Ekmek Var

  • 24/06/2012 at 22:12
    Permalink

    sevgili seher… senin şiirini okurken bir fotoğraf albümünü karıştırıyor gibiyim. hani eski resimlere bakarken kalabalık bir fotoğrafta tanıdığımız birini ararız ya… öyle…

    çok güzeldi! sevgiyle…

    Reply
    • 24/06/2012 at 22:25
      Permalink

      sevgili zehra abla… öyle güzel bir yerden dedin ki, dediğinin içine giriverdim.
      o zaman sen ahmet bebeği ve yaprak tırnaklı feyyaz’ı muhakkak görmüşsündür. çok büyük teşekkür ederim.

      sevgiyle…

      Reply
  • 25/06/2012 at 00:08
    Permalink

    Çok sesli, içli bir şarkı gibi şiiriniz. Kaleminiz bereketli olsun.

    Reply
    • 25/06/2012 at 00:31
      Permalink

      Dinleyen gözünüze, yüreğinize sağlık, teşekkür ederim.

      Reply
  • 25/06/2012 at 15:19
    Permalink

    Hoş gelmişsin konuğumuz :)

    Şiir çok dolu,leziz.

    Reply
    • 26/06/2012 at 11:06
      Permalink

      Hoş buldum ev sahibim:) ve de eyvallah.

      Reply
  • 03/08/2012 at 10:27
    Permalink

    Komşum döktürmüşsün :) Eline sağlık…

    Reply
    • 03/08/2012 at 22:05
      Permalink

      Karşı komşudan selam gelmiş. :) Sağolasın Kerim.

      Reply
  • 20/12/2012 at 13:37
    Permalink

    tek kelimeyle mükemmel. bu şiir bundan daha güzel yazılamazdı.

    Reply
    • 22/12/2012 at 23:23
      Permalink

      Senanur ve çaylakzade, teşekkür ederim.

      Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir