Haberci

Kapıyı açan çocuk beş-altı yaşlarında görünüyordu. Gelen giden bir sürü yabancıya alışmış olacak ki kapıyı açtı ve çekip gitti. Ağlaşmalar kapıdan duyulmamıştı; ama ayakkabılarımı çıkarıp holde iki-üç adım attığımda sesler yayılmaya başladı.

O sırada Ahmet seğirtti:

– Hoş geldin. Yolculuk nasıldı?

– Sağol. Aramayı bırakmışlar mı?

– Evet. Dün dere kenarındaki ormanı da bitirdiler. Dünle 10 gün oldu… Gel, burayı sana hazırladılar.

Gözlerini dizlerine yapıştırıp susmaktan başka bir şey yapamayacağını anlayınca, tek kelime daha etmeden beni yalnız bıraktı.

Mis gibi gelen kokudan çarşafın henüz yenilendiği belliydi. Aynanın üzerinde asker kıyafetleriyle bir gencin fotoğrafı asılıydı. Karşıya düşen bu aynada yüzüm dikkatimi çekmişti. Kendime ilk kez bu kadar yorgun göründüm. Umduğu cevabı verebilecek miydim? Kapının çatırdamasına irkildim. Bana kapıyı açan çocuk, teklifsizce odaya girdi, geniş yatağa oturdu.

– Burası abimindi.

Nasıl bir yüz bu böyle! Etli ama sarkmış, pürüzsüz yanaklar. Bayatlamış poğaçalar gibi; dışı parlak, ama ele alınca ufalanacak… Oyun oynarken ya da yaramazlık yaparken cilalandığını tahmin ettiğim o gözleri;  onlar da aynı halde.

– Biliyor musun, benim abim öldü.

Durakaldım.

– Kaybolmuştur belki de.

– Belki de. Ama kendimizi en kötüsüne hazırlamalıyız.

– Kim söyledi bunu sana?

– Gülnar Yengem.

– Adın neydi senin?

– Yunus.

– Yunus, buraya gel! Rahat bırak amcanı.

Aralık kapıdan bir kadın başı baktı, çekildi.

– Sen benim amcam değilsin.

– Değilim.

– Abim benimle oynardı.

– Hadi Yunus!

Yunus dışarı çıktı ve kapıyı kapadı.

Başımın bulutlara girip çıktığını, midemin tuhaflaştığını, derimin yapış yapış olduğunu hissettim.  Odanın tavanı üzerime abanmaya başladı. Kalkıp pencereye koştum. Bahçeden içeri giren havayla tavan yükseldi, yerine oturdu. Oda da  genişledi.

Yeniden yatağa döndüm. İnce çarşafı kaldırıp üzerime çektim. Çocuğun, ince ama donuk bir camla kaplanmış gibi gözleri, cansız fersiz yürüyüşü gözlerime kondu. Telefonda Ahmet’in “Bir haber alsak keşke,ölü ya da diri.” diyen kararsız sesi…

Gözlerimi kapadım. Biri mum bulup yaktı. Öndekinin eline verdi. Öndeki dönüp gelmemi işaret etti. Yataktan çıktım. Yunus’un  kapadığı kapı okkalı bir karanlığa açıldı. İlerledik. Burun deliklerim genişliyordu. Öğlenleyin dışarı kovduğum nem, bariz bir toprak kokusu ile geri gelmişti. Adam mumu yukarıya kaldırdı. Görünen üç duvar da, tavan da topraktandı. Işıyan alandan bir çift ayak bize doğru geldi:

– Hoş geldin amca, ne zamandır uğramıyordun.

– Asıl sen gelmiyorsun Yusuf’um!

– Ne yapalım kar eriyene kadar buradayım. Emir böyle. Ama merak etme, her şeyim var burada, bak. Yaza kadar yeter. Ooo, kimi getirmişsin; Murat!

Bana sıkıca sarıldı.

– Hadi çıkalım buradan, dedim.

– Mümkün değil, görmüyor musun çığ kalkmadı. Kar erisin öyle.

Geri dönmek için ardıma baktım. Etraf karardığı gibi de aydınlanmaya başladı. Yunus’un elimi tuttuğunu fark ettiğimde, kendimi oturmuş aynaya bakıyor buldum.

Yere yapışık bir ses “ Yunus yine mi oraya girdin?” dedi. Çocuğun elini bırakmayarak kapıya gittim ve aralığı genişlettim.

– Ahmet  burada mı?

– Çağırayım mı?

– Beni götürün.

Beni görünce ayağa kalktı. “Sen git Yunus.” deyip çocuğu gönderdim. Kadın ayrılmadı. Yan yana oturduk.

– Murat diye bir arkadaşı var mıydı?

– Onun cesedini buldular. Sana kim…

Uzatmanın mânâsızlığı, benim için en büyük kaide idi:

– Başınız sağ olsun.

Kadıncağız, tülbendinin kenarını ağzına götürdü. Bu  yeşil tülbende işlenmiş bahçedeki yaz çiçeklerinin  titrediğini gördüm.

 

Nagihan Şahin

İzmir'in tüm kaldırımlarının Avrupa Birliği standartlarında olması için mücadele eden idealist bir mühendis. Bu konuda İspanyol meslektaşları ile CEN Technical Committee TC 227 başlığı altında fikir alış-verişlerini inatla sürdürmektedir.

2 thoughts on “Haberci

  • 12/02/2012 at 23:00
    Permalink

    Durumları uzun uzun tarif etmek yerine kısa konuşmalar ve özlü cümlelerle veren bir tarz buluyorum hikayelerinde. Bu da okurun “kahraman” olmasını ya da “kahramanlara bölünmesini” kolaylaştırıyor zannedersem. Böylece metnin içinde oluyorsunuz bir anlamda.
    Kalemine sağlık. Her daim perin yanında olsun.

    Reply
  • 14/02/2012 at 18:04
    Permalink

    Çok teşekkür ederim, yapmak istediğim de bu gerçekten,kısa ve öz olmayı başarabilmek bir manada. Bazen kapalı kaldığının farkındayım ama denemelerim sürüyor :)

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir