Gönül İndirmenin Kitabı

Masanın başına Abdullah Harmancı’nın Kurmacanın Büyülü Sureti (Eylül 2013) adlı kitabının incelemek için oturdum. Sakinim. Yeni başladığım bir şey kitaplara eleştiri yazmak. Bir yandan emek verilmiş eseri fazlasıyla yermekten, diğer yandan olur olmaz övgüler düzerek eserin niteliğini düşürmekten korkuyorum. Evet, fazla övgü esere sizin aracılığınızla ulaşanların gözünde eserin mahiyetini yitirmesine yol açar. Hayal kırıklığı edebiyat okurunun gözünde onarılması zor bir şeydir. Belki de aynı müellifin diğer eserlerinden çok şey alabilir bir okur, ama sizin yazdığınız yersiz bir eleştiri çok şeyi mahvedebilir.

Günümüzde çok sayıda öykü, şiir, roman yazılıyor Türkçe’de. Çoğu bilgisayar ekranında yazılıp, orada okunan, düzeltilen, bir kağıt sayfasına iniş yapamamış hüzünlü metinler bunlar. Haliyle bu yazarları ya sosyal medyadan tanıyabiliyoruz ya da tanımadan kitabını alıyoruz. Abdullah Harmancı tanıma şansına sahip olduğum yazarlarından biri. Kitabını okurken kendi sesiyle okumuş gibi oldum, kendinde olmayan bir şey yoktu eserin sesinde.438950

Bir şekilde 15-20 senedir edebiyat camiasının içinde bulunmuş, yazmış, çizmiş birinin notlarını okumak değişik bir deneyim. Ülkemizde Cemil Meriç dışında çoğu yazarımızın ve düşünürümüzün kitaplarının kenarlarına tuttuğu notlardan habersiziz. Harmancı kendi notlarını paylaşarak yeni öykü yazarlarına, demeyelim, aslında her türden edebi eser vermeye çalışan ediplere nasihatlerde bulunuyor. Kendisinin de o dönemlerden geçerken tuttuğu notlarla bunu yapması kitabın samimiyetini artırmış.

Buradan orayı, oradan burayı eksik bırakmanın ikilemi, Harmancı’da edebiyat-akademi noktasında bir karşılık bulmuş. Henüz öğrenciyken ve öğrenciliğinden hemen sonra yazdığı metinlerde de bunlardan bahsetmiş. Zaman zaman yazıların üslubu akademik bir dile kaymış, zaman zaman öykücü hassasiyeti satırlarına vurmuş fakat ikisi arasında bir denge tutturabilmiş.

Kitaptaki yazılar kronolojik bir sıra izliyor desek yanlış bir tespitte bulunmuş olmayız. Bir kaç yazının yerleri mahiyetleri dolayısıyla gerilere alınmış. Bunun dışında eserin iki bölüme ayrılması, 64. sayfadan itibaren, daha güzel olabilirmiş. Bu vesile ile kitabın sonunda yer alan bazı yazıların ilk bölüme alınması da isabetli bir seçim olurdu. Yine de toplama eserlerdeki bütünlüğün yok olması durumunun bu kitap için söz konusu olmadığını söylememiz gerek.

Kitabı bu şekilde iki bölüme ayırdıktan sonra ilk bölümdeki metinlerin daha çok öykü yazarından öykü yazarlarına, demeyelim, öykü yazmak isteyen herkese hitap ettiğini, ipuçları barındırdığını söylememiz gerek. Yazar, buralarda öyküyü teşkil eden her şey üzerine ciddi kelamlar ediyor, yanlışları ve doğruları örneklerle gösteriyor. Eserlerin içeriklerine getirdiği eleştiriler yaklaşık on beş yıldır aynı çizgide ilerlemiş: metinlerin nihilist, karanlık, iç seslerle ilerleyen, erken doğum yapmış, üzerinde az çalışılmış olması. Biçim eleştirileri konusunda oldukça esnek olan Harmancı, yine de belli bir estetik kaygının peşinde diyebiliriz.

Kitabın bizce ikinci bölümünde ise, yazar günümüz öykü kitapları ve dergilerdeki öyküler üzerinden eleştirilerde bulunmuş. Bu bölümde incelenen yazarlar arasında Mustafa Kutlu ve Rasim Özdenören’i farklı bir yere koymamız gerek. Müellif bu yazarlara ayrı bir ihtimam göstermiş, eserlerini pür dikkat incelemiş. Yazma serüveni diğer incelenen yazarlara göre uzun olan bu öykücülerimizin geçirdiği değişimler, eserlerinin dönemlere ayrılması, bu dönemlerin ayrı ayrı, zaman zaman bizatihi öykülerin kendilerine kadar inilere incelikle işlenmesi, bu işe yeni başlamış ya da henüz yolunda başında olanlar için mücevher değerinde.

Kitapta bahsedilen diğer müellifler ise Cihan Aktaş, Necip Tosun, Köksal Alver, Necati Mert, Mehmet Harmancı, Hüseyin Su ve Selçuk Orhan. Bu yazarların ortak noktası ise ana akım öykücülerimizden olmaları. Yazar bu kıymetli öykücülerimizi, onları merkeze yerleştirenlerin neler olduğunu, gerektiğinde tek tek öykülerine inerek incelemiş. Biçem eleştirileri, yazarın varsa diğer eserleriyle karşılaştırılması ve işlenilen konuların açığa çıkarılması ile detaylı bir okuma yapılmış. Yine bunların öyküyle ilgilenen herkesin pür dikkat okuması gereken metinler olduklarını belirtmek gerek.

Kitaptaki metinleri değerlendirdikten sonra, yukarıda da bahsettiğimiz Harmancı’nın estetik kaygısının zaman içerisinde değişime uğradığını söylersek yanılmış olmayız. Bu değişimin kitap ilerledikçe okurda bir kafa karışıklığına yol açtığını, özellikle yazarın doktora anılarından çıkardığı iki metinle beraber zirveye ulaştığını söylemek mümkün. Yine öykülerimizdeki iyi ve kötülerin yapaylığı mevzusu biraz daha derin incelenebilirdi.

Son sözden önce kitabın dilinin ağdasız, okunabilir olduğunu, yazarın öykülerinde üslubun buralara da yansıdığını söylemeliyiz. Yazarın özellikle dergi ve öykü notları başlıklı kısımlarda öykü kurdu olduğunu ve dilinin babacanlanlaştığını, iyi niyetli yaklaştığını görüyoruz. Burada yazarın çeşitli kitaplardan yaptığı alıntılara bir parantez açmadan olmaz: bu alıntılar yazarın gözlem gücünün ne kadar arttığını, süzeğin doğru çalıştığını ve gereksiz kelam etmemeye çalıştığını gösteren güçlü örnekler.

Harmancı’nın tüm edebiyat severlere, yazar adaylarına ve yazarlara hitap eden bu kitabı, günümüz edebiyatının dinamiklerini anlamak ve öykü teorisine giriş yapmak isteyenler için ideal bir kitap. Abdullah Harmancı, belki çok daha üretken bir yazar olmaktansa edebiyat camiasına fayda vermeye gönül indirmiş. Gönül indirmelerin en güzellerinden biri.

Ali Berkay

profesyonel okuyucu, amatör yazar. eliptik camları olan bir gözlüğüm var. yazılarımın oluşumu ve gelişiminde eser miktarda kahve ve sigara etkisi olup, yazar bağımlılıklarını asla inkar etmez. aksi belirtilmedikçe öykülerde bahsedilen kişiler ve kurumlar kurgusaldır. hepsinin yanaklarından öperim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir