Gece Sözlüğü

Sunuş yazısında “çetin metin” diyor Akşit Göktürk Gece için. Romanın bu çetinliği, kurgusunun ve anlatım tekniğinin alışılagelen yöntemlerin dışında şekillenen özgünlüğünden kaynaklanıyor olmalı. Zira anlatıcının sürekli değişmesi ve olayların nedensellik bağlarının belirsizleşmesi gibi yöntemlere başvuruluyor, gerçekle düş arasındaki bir çizgiden konuşuluyor. Kısa bölümlerden oluşan romanın her bölümü, ana metinden koparılmadan, kendi içinde anlaşılmayı; bütün içinde yerli yerine oturtulmayı bekliyor. Bilge Karasu bilinen kurmaca tekniklerinin dışında bir anlatı oluştururken “dil”i de özel kılıyor.

gec

Anlatım çeşitliliği ve cümle farklılıkları bir yana Gece’nin kelime varlığı da dikkat çekici. Türkçe kök ve eklerle türetilen kelimeler, romanın dil örgüsünün omurgasını oluşturuyor, diyebilirim. Özellikle öz Türkçecilik gayretinde olan kalemlerden doğan eserlerin bana çoğu zaman yavan geldiğini belirtmeden geçmeyeyim. Fakat, Bilge Karasu’nun kendine has bir söylem oluşturmadaki başarısının yavanlık riskini bertaraf ettiğini, öz Türkçe kelimelerin onun kaleminde eğreti durmadığını da söylemeliyim. Onun Gece’deki özel dili özgün bir iç-ses olarak akıp gidiyor.

Bu yazıda, bahsettiğim yönlerden dikkatimi çeken kelimeleri yazarın örnek cümleleriyle birlikte ele alarak bir nevi mini bir “Gece Sözlüğü” oluşturacağım. Böylece, Gece’de kullanılan kelimelerin, romanın ana kahramanlarından sayılabilecek “dil” üzerindeki kapsayıcılığına ve yazarın kelime işçiliğine dikkat çekilebilir.

Kelimelerin anlamlarına TDK’nin Güncel Türkçe Sözlük’ünden ve Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü’nden baktım. Her iki sözlükte olmayan “culuklaşmak, hiçolum” gibi bazı kelimeleri yazarın onlara yüklediği anlamalarla verdim. “hiçolum” kelimesindeki “hiç”i hariç tutarsak, yazının amacı doğrultusunda, Türkçe kök ve eklerle türetilen kelimeleri sıraladım.

İşte Gece’nin “sözcük”leri…

Andaç: Kelimenin “ajanda” anlamı da var, ancak Gece’de “yadigâr, hatıra” anlamında kullanılıyor. “Buradan çıkamayacağımı sanıyorum. Şimdilik. Ama çıksam da bu defterleri andaç diye tutmak, alıkoymak isteyecek biri var kapıda.” (s.176)

Ansımak: “anımsamak, hatırlamak” anlamında bir kelime. “Başkalarının ansıtmak istediklerini, çok kez, ustaca bir direnimle, ansımadım bir türlü, ansıdığımı kabul etmedim.” (s.178)

Bakışım: “iki veya daha çok şey arasında konum, biçim ve belirli bir eksene göre ölçü uygunluğu, simetri” anlamındaki kelimenin Gece’deki kullanımı şöyle: “Yalancı da olsa, pehlivan, kahraman yaratıyoruz. Kendi pehlivanlarımız, kahramanlarımızla bakışım içinde. Bir aynada görünüyormuş gibi, ama bizimkilerin tersi…” (s.112)

Bilisizlik: “bilgisizlik” demek. “Bir yaşam bilisizliğidir bu.” (s.156)

Bölümce: Aldığı küçültme ekiyle “daha küçük, kısa bölüm” anlamı yüklenerek kullanılıyor: “Ama karışıklık, düzensizlik artık bölümler arasında değil, bölümceler, satırlar düzeyinde.” (s.207)

Culuklaşmak: Yazar, “sulanmak, çamurlaşmak” anlamlarına yakın bir anlam yükleyerek oluşturduğu kelimeyi şöyle kullanıyor: “Sürülmüş, ekilmiş, ilk yağmurları yeyip iyice culuklaşmış bir toprak gibidir bu görünen; oysa tek ağaç, tek hayvan, tek insan seçilememektedir.” (s.36)

Direnim: “direnmek, inat” anlamına geliyor. “Başkalarının ansıtmak istediklerini, çok kez, ustaca bir direnimle, ansımadım bir türlü, ansıdığımı kabul etmedim.” (s.178)

Dirimsel: Gece’de “hayatî” anlamında kullanılıyor: “Nedensel dizilerin … bizleri nasıl önemli, dirimsel sonuçlara vardırabileceğini, belli bir yaşa ulaşmış herkes biliyor.” (s.202)

Esenleşmek: “Selamlaşmak, vedâlaşmak” anlamları olan kelimeyi yazar ilk anlamında kullanıyor: “…herkes vuracağı adamı seçer gibi, ya da , oyunu başkalarından iyi oynadığına güvenir gibi, yerlerini bulup karşılarındakilerle esenleşiyorlardı.” (s.50)

Esleklik: Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü’nde “eslek” kelimesi var ve “atılgan, gayretli, çalışkan” gibi anlamlar taşıyor. Buradan türetilen kelime şöyle kullanılıyor: “Bir gün kurulabilecek tek eşitlik, olsa olsa ödevde, esleklikte, büyüklüğümüzün düşünde eşitliktir.” (s. 86)

Ettoprak: Halk dilinde “yumuşak, kırmızı ve özlü toprak” anlamına geliyor. “…bir çocukluk evine dönenler gibidir, gecenin işçileri… O evin penceresinden bakınca, bildikleri, anımsadıkları şehrin yerinde uçsuz bucaksız uzanan bir ettopraklıkla karşılaşanlar gibidirler…”(s.36)

Gömüt: “mezar”ın Türkçedeki karşılığı. “Yanınızdaki (önünüzdeki, karşınızdaki) adamın, iriliği (boyu, posu, eni) oranında bir gömüt gerektireceğini …düşünmüş müsünüzdür?” (s.166-167)

Hiçolum: Sözlüklerde yer almayan bu birleşik kelime Gece’de şöyle kullanılıyor: “…N. ise, sürekli bir hiçolum içinde göründü bana. Düşüncelerinden, yazılarından, davranışlarından kimseye zarar gelmezdi; ama hepsinin altında yatan, bu hiçolum dediğim şey, belki de suskunluğu, çekingenliği, gizliliğiyle, her şeyden daha tehlikeliydi.” (s.93-94)

Ira: “karakter” anlamına gelen bir isim. “Bizi başka her şeyden ayıran başlıca ıraydı adımız, adlarımız.” (s.89)

Kanağan: Yazarın “çabuk inanan, kanan” anlamını yükleyerek kullandığı kelime eserde şöyle geçiyor: “Bu yüzden çocuktan bile kanağan olurlar, kimseyi –yani kendilerinden başka kimseyi- kandıramayacak olaylar karşısında.”(s.143)

Kayran: Halk ağzında kullanılan bir isim. “Orman içinde geniş ve çıplak alan, düzlük” anlamında. Gece’de şöyle geçiyor: “Şehrin dışında (bulunabilecek en güzel yerlerden biriymiş) bir yeşillik kümesinin ortasındaki kayranda, neredeyse eskiçağ tiyatrolarını andıran bir yerde.” (s.48)

Kıya: “cinayet” anlamındaki kelime. “Gönüllerinin, etlerinin, sinirlerinin -belki kendilerinin bile farkına varmayacakları bir ölçüde- derinlerine, kuytularına gizlenmiş duyguları, tepkileri, öfkeleri, kıyaları, dışarıya, çeşitli nesneler üzerine yansıtıp düşürenler … tarihi kendileriyle bir tutmağa kalkarlarsa, bir dünyanın sonu geldi demektir…” (s.186)

Küçüksemek: Oldukça yaygın kullanılan “küçümsemek” kelimesiyle aynı anlama geliyor. “…insanları, belki de, en çok bu alanda küçükseriz.” (s.135)

Onaşım: Yazarın “karşılıklı rıza göstermek, razı olmak” anlamına gelen onaşmak’tan türettiği bir kelime. “Yazarın gönlünde yatan gizli bir onaşılma girişmişlerdir belki de işlerine.” (s.31)

Onumsuz: Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü’nde “geçmez, iyileşmez” anlamları olan kelimeyi Karasu şöyle kullanıyor: “Onumsuz hastalıklarda da hekime gidilir, çare aranır, çırpınılır; umut  -ya da, bir çeşit umutsu duygu- yitirilmez, ya da, yitirilmemiş gibi davranılır; gene de, bilinir ki…”

Sakıntı: “ihtiyat, önlem” anlamındaki kelime. “Nedeninin bilmeden, ardımdan biri hafifçe dürtmüş gibi, yürümem, bir yerlere doğru gitmem gerektiğini düşünerek, sakıntıyla, ağır ağır, bir ayağımı neredeyse ötekinin burnuna dayayarak ilerlemeğe başlayacağım.” (s.229)

Saltık: “Mutlak, bağımsız” anlamlarına gelen kelimeyi Karasu şöyle kullanıyor: “Gecenin işçileri gündüz saatlerinden tedirgin olurlar. Günün gerisinde duran karanlık onların gözünde saltık bir mutluluktur.” (s.35)

Savut: Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü’nde “yemek kabı, su tası, bulaşık” gibi anlamlarının yanında “silah, tabanca” anlamı da var. Bilge Karasu kelimeyi bu son anlama gelecek biçimde kullanıyor: “Bunların tek savutu, koltuklarının altındaki, neredeyse şiş kadar uzun, şiş kadar ince kamaları; bu kamaları da sanki taşımazlar, etlerinin bir parçası hâline getirirler.” (s.40)

Tor: “yabani, acemi, toy, ham” anlamlarına gelen kelimeyi Bilge Karasu şöyle kullanıyor: “Çiğnemeden yuttuğu bir yemekten sonra bir daha acıkabileceğini usundan geçiremeyen torlar gibidirler bunlar.” (s.156)

Tozan: “incecik toz tanesi” anlamında bir kelime. “…herhangi bir ışık damlası, tozanı yok bu karanlığın içinde.” (s.229)

Utku: “Yengi, zafer” anlamına gelen bir isim. “Ona bir utku şenliğinin başkişisi olma hakkı tanınabilir.”(s.53)

Yapıntı: Daha çok felsefe terimi olarak kullanılan kelime “gerçekle çeliştiğini, gerçekliğe uymadığını bile bile tasarlanan şey, hayal gücüyle yaratılmış olan şey, tasni” anlamına geliyor. Gece’deki kullanımı şöyle: “…geçmişin içinden rast gele seçilmiş birtakım öğelerin, ama özellikle beğendiğimiz –ya da beğenmediğimiz- öğelerin yan yana getirilmesiyle kurduğumuz, gerçekten uzak bir yapıntıdır. Bu yapıntıyı gerçek belleyerek bugünkü düşüncemizi o yapıntıyı gerçekleştirmek yolunda kullanmak, düşünülmeyecek, yanlış bir iş değil…” (s.87-88)

Yazanak: “rapor” anlamında bir kelime. “Onu izlemekle görevli olanlar, birbirilerinden habersiz, ama hepsi doğrudan doğruya bana bağlı; getirdikleri bilgileri, yazanakları yukarıya ileten, benim. Tabii benden yukarısı olduğu ölçüde…” (s.90)

Yeğin: Sıfat olarak kullanımında “zorlu, katı, şiddetli” anlamlarını taşıyan bir kelime. Ayrıca “baskın, üstün, iyi” anlamları da var. Yazar, ilk anlamını verecek biçimde kullanıyor: “Gizliliği, yani bilinmeyeni, korkuyu, gözdağını, yıldırmayı başkalarına karşı kullanırken, içimizde de bunları en yeğin biçimleriyle kurduğumuzun, neden sonra, farkına vardık.” (s.127)

Yılgı: “fobi” kelimesinin Türkçe karşılığı. “Gecenin işçileri … bu yoldaki baskılarıyla korku, yılgı, usanç yaratmakla kalmadılar.” (s.185)

Yokumsamak: “yok saymak, yadsımak” anlamında bir kelime. “Ondaki o ‘hiçolum’ dediğim, sessiz güç, -kendinden başlayarak her şeyin yokumsanabileceği düşüncesine dayanmakta olması gereken- herhangi bir durumu kabul etme gücü, bize karşı açıkça bağırıp çağırandan bile tehlikeli kılıyor onu.” (s.110)

Yolak: Halk ağzında “keçiyolu, patika” anlamlarını karşılayan bir isim. “Yolak herhangi bir yere sapmıyordu ama evler, biraz sonra, epey aşağıda kaldı.” (s.62)

Yüpürgen: Yüpürmek “telaşla öteye beriye koşmak” anlamında. Yazar, kelimeyi buradan türetiyor ve kendine has bir anlam yüklüyor: “Gizlendikleri karanlık köşelerden seyrettiler … yüpürgen ellerin kapı önlerindeki çocukları kapıp içeri alıvermesini…” (s.26)

M. Yücel Öztürk

1983, Gümüşhane. Okumakla yazmak arasında kendini aramaktan memnun. Bazı dergilerde öykü ve denemeleri yayınlanmış. İstanbul'da yaşıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir