Eski Bir Masalın Hikâye Kipi

El-Hamra’nın kemerleri arasından kırmızı duvaklı Endülüs kırlangıçları uçuyordu. Hiç kıpırdamadan, oturduğu mermerin üzerinden, onların cayırtılı uçuşlarını seyretti. Bir kemerden diğer kemere uçtular, uçtular. Cervantes’in Katalina de Ovido’su, Osmanlı Sultanının hareminde hayalen salındı. O salınışı kırlangıçların titrek kuyruklarına ekledi. Bu hayaleti, hamra taşlar gibi hümeyra düşlüyordu. Buraya bunun için gelmemiş miydi? Bir geçmişi yamamak, yeniden kurmak için buradaydı.
Kırlangıçların bir tarihi yok, ne güzel, diye düşündü.
Almaria’da bir çeşme, Jaen’de bir han gördü. Harmanili adamların seçildiği alacalı bir kalabalıkta dolaşmaya başladı. Bir sokak geçmişti ki kalabalık dalgalandı. “Reconquista!” diye bağırdı biri hançeresinin sonundan, korkudan titredi. Meydan boşalıverdi. Ne çeşme başına varabildi, ne hanları buldu geri döndüğünde. Yıkıntıların üzerine kıvrıldı, yapayalnız.
Berberîleri onurlandıran bir komutanın adı solucan deliklerinden fısıldandı. Cayır cayır yanan gemilerin dumanı genzini yaktı yarı uyurluğunda. Beyaz harmanili bir adam eteğiyle yüzünü yalayıp geçti. O çekip giderken gözlerini ancak açabildi. Doğrulduğunda geç kalmıştı. Kimdi o? Seslense duyabilir miydi? Kalktı ve ileride bir kalabalığa yürüdü. Kıyıya tanelenmiş kadınlar sepetlerindeki gülleri sözleriyle besliyorlardı. Komutan Dimeşk’e doğru yol alırken ardından el salladılar. Sepetlerden birer gonca alıp hüzünle saçlarının aralarına taktılar. Komutanın siyah harmanisini bir rüzgâr doldurdu. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Kadınlarla birlikte bekledi. Kara bir şavkı vardı denizden yeni gelenin.
Zindandan kaçan bir Emir’in gemisi dediler, limana yaklaşan için. Kaynaşan sulara doğru “Burası benim!” diye bağırıyordu Emir. Nefesini göğsünde hissetti. Gemi yaklaşırken uzaklaşıyordu. Kadınlar bir gülüyor, bir ağlıyorlardı. Palmiyeler bir kuruyor, bir filizleniyordu. Kadınlar ona: “Git, geldiğin yere dön. Köle etmek yasaldır burada, hatta onlar gibi olmazsan öldürmek de” dediler. Şaşkındı, ağlamak üzereydi.
Bağırışlar duydu. Dalgalanan bir kalabalık üzerlerine geliyordu. Masum bir Papa “Kelleler, kafalar!” diye diye bağırıyordu. Karşısında “Her şey içimizde, o kutsal ışık! Sevginin ışığı sadece içimizde!” diyen, cılızlaşan bir ses duyuldu. Kırlangıçlar bu sesi taşıyıp üzerine sardılar. O sese kulak verdi, hep dinlemek istedi. İşte o zaman bir kez daha harmaninin etekleri geçti yüzünden.
İsyanların kırmızı gölgeleri kaybolmadı hiç.
Ellerinde kutsal kırbaçlarla Kastilya’dan aşağı doğru inen iki süvari gördü. Korkuyla fısıldadı kadınlar: Kral ve kraliçe! “Sürgünlerimiz için eman diliyoruz” diye yakardılar alçalarak.
Onlar ağlaşırken, Akdeniz yüzünü yıkadı ılık bir elle. Bekle, sana bir gemi getireceğim, dedi. Aklında o ışığın sesi, beklemeye koyuldu. Kırlangıçlar uçuştular.

Nagihan Şahin

İzmir'in tüm kaldırımlarının Avrupa Birliği standartlarında olması için mücadele eden idealist bir mühendis. Bu konuda İspanyol meslektaşları ile CEN Technical Committee TC 227 başlığı altında fikir alış-verişlerini inatla sürdürmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir