Eşkâl-i Zaman – 2

Parkta oturacak tek yer kalmamış. Süs havuzunun kenarındaki basamaklara oturuyoruz. Sabahın hangi vaktinde kalkıp geldiklerini kestiremediğimiz yaşlılar, zaten sayılı olan bankları, en gölge yerleri kapmışlar.

Parkın hemen dışındaki Merkez Kıraathanesi, parktakilere de çay servisi yapıyor. Bezi poposundan büyük bebekler, ebeveynlerinin elinden kurtulup kaydıraklara doğru badi badi koşuyorlar.

Plastik bir halıyla kaplanmış oyun alanında salıncaklardan biri, her zaman rastlanıldığı gibi bozuk. Ya önündeki koruma bariyeri kırılmış, ya da zinciri güven vermeyen bir şekilde gıcırdamakta. Sağlam olan salıncak için epey bir kuyruk var. Bir yetişkin, “Bak sırada kardeş var, biraz da o binsin.” demedikçe, hiçbir çocuk kendiliğinden inmeyeceği için arada sırada kuyruğa göz atmalı.

Bu parkların en mahzun oyuncağı ise; tahterevalli. İleride zaten başlarına geleceği gibi, çocuklar burada da denk olacakları bir eşi asla bulamaz. Her seferinde kendilerinden daha ağır ya da daha hafif bir arkadaşa denk gelinir ve denge kurulamaz. Anne ya da baba boş tarafa geçip elleriyle tahterevalliyi indirip kaldırsa bile bu destek, ebeveynin kısa sürede yorulmasıyla sona eriyor.

Kaydıraklar ise karmaşıklığına göre en revaçta olan oyuncaklar. Büyüklü küçüklü, yılan gibi kıvrımlı dönemeçli, rengârenk bu borulardan kayan kayana. Bütün çocukların denediği üzere tersinden çıkıp tekrar kayanlara anneleri müdahale ediyor: “Düzgün kaysanıza!” Yatarak, yan dönerek, türlü hareketlerle kayan kimi çocuklar, uslu çocuklara “kötü örnek” oluyor. Çatır çatır edip yakan statik elektriğe çözüm yok. Eskiden toprak olarak bırakılan oyun sahası elektriği çekerdi. Bir önceki gün yağmur yağmışsa, su birikmesine karşı da dikkat etmeli, kaydıraklar kontrol edilmeli.

En küçükler için olan küçük kaydırak, kaydırak kompleksinin en uçtaki ve tenha köşesi. Annelerinin, daha az rastlandığı üzere babalarının koruması altında kayan ufaklıkların sevinci, “Bu son artık tamam mı?” diyen ebeveynin bıkkınlığında erimeye yüz tutuyor. Konuşabilenleri “Bir daha, bir daha…” diyerek ayrılık vaktini geciktirmeye çalışıyor. Konuşamayanları ise merdivenlere sarılarak ayrılmayı reddediyor. Kaçınılmaz son geldiğinde ağlayarak ayrılan ufaklıklar hep olur.

Yaşları on üçe, on dörde kadar çıkabilen bu kalabalık içinde, çocukları göz önünden bir an için bile ayırmamak gerekir. Naif yavrunuz ilk kez zorba bir çocukla karşılaştığında -ki çoğu kez yaşı büyük, parkın kurdu olmuş, biraz da paspal kılıktadırlar bu çocuklar- sizden destek alsa iyi olur: “Yoldan çekilir misin abisi, ya da, neden öyle yapıyorsun, o da kayacak, veya, hey, ayaklarını topla, yahut, sen de ona vur öyleyse.” Üstelik ne kadar güvenli gibi görünse de büyük şehirdeki bir parkta çocuk kaybetme riski hep vardır. Anne babaya haber vermeden parktan ayrılıp çevreyi keşfe çıkan çocuk modeli de cabası.

Çığlıkların, bağrışların arasında yakından bir ses duyuluyor. Nasıl olduysa oyun alanının kalabalığına karışmamış bir kız çocuğuna sesleniliyor: Sude!

Sude, havuzun kenarlarına çıkmış yürüyor. İyi beslenmiş erkek kardeşiyle beraber bu parkta teyzesine söylediği şekliyle “eğlenceli zaman geçiriyor”.

Sude, teyzesine kâğıttan gemiler yaptırıp havuzda yüzdürüyor. Kadıncağızın kâğıtları arka arkaya nereden bulduğunu çözemiyorum. Başımı her çevirip bakışımda, onu elindeki yeni bir kâğıdı gemiye çevirirken buluyorum.

Bu arada, on yaşlarında bir kız çocuğu, kardeşini çeke çeke bir genç kadının önüne getirerek durum raporu sunar: “Teyze, çok yorulduk.” Gitme zamanının geldiğini sanan küçük kardeş atılır: “Hayıy teyze, ben eneyji doluyum!”

Teyzeyle birlikte gülünür.

Nagihan Şahin

İzmir'in tüm kaldırımlarının Avrupa Birliği standartlarında olması için mücadele eden idealist bir mühendis. Bu konuda İspanyol meslektaşları ile CEN Technical Committee TC 227 başlığı altında fikir alış-verişlerini inatla sürdürmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir