Çöp Evler ve Müzecilik

Utangaç koleksiyoncuların yaşadıkları toplum, koleksiyonları ve müzeleri önemsemediği için, toplamak bilgiye, öğrenmeye katkısı olan itibarlı bir şey olarak değil, saklanması gereken bir utanç olarak yaşanır. Çünkü koleksiyonlar, utangaçların ülkesinde faydalı bir bilgiye değil, yalnızca utangaç koleksiyoncunun yarasına işaret eder…

Orhan Pamuk’un, Masumiyet Müzesi’nde düşündürttüğü gibi, çöp-evleri bir tür koleksiyonerlik “felsefesi”ne dâhil edebilir miyiz acaba? Üstelik bu, kendine ve dışa dönük biriktirme merakını müzeciliğin en ilkel hali olarak görmek mümkünken…

* * *

 Bir köşesinde bizimle olan râbıtası artık kesilmişken bile kendimizden mahrûm bırakmaya kıyamadığımız, atılması lazım gelen bir sürü şey vardır çöp-ev mantığının; diğer köşesindeyse birilerince terk edilmiş eşyalar, taraflar, boyutlar doludur, itiş tepiş yerleştirilmiş. İkisi iki koldan dağ olup büyürler ve donatırlar boşlukları. Hayatın, “mücadele” kelimesi altında meydana inen kara ve ak orduları gibi yayılırlar dört bir yana.
Herkesin çöp diye bir kenara attığı onca gerçeklik, ruhundaki boşlukları doldurmak adına santim santim genişler, çöp karıştırıcısının. Onun egzozla kararmış kirli suratındaki yaralı bakışının keskinliğinde kristalize olur gerçeklik ve değerliyle değersiz arasında gergin bir halat uzanır: Ayaklarını oturttuğu merkezde, kollarını iki yana açarak; bir taraftan eşyanın eskimekliğinde beliren zaman duygusunu diğer taraftan herkeslerden gizlenmek istenen bir mekân olgusunu aynı hat üstünde tutma çabası ağır basar onda. İpin üstünde salınan bir cambaz rikkatinde ayrıca saklı olan bir kaçaklık duygusu ve tutkusudur onu devingen kılan, çöp toplatan da.

Çöp-evlerde bir “biriktirme” telaşı, bir “saklama” merakı, bir “sahip olma” hevesi vardır. Dünyayı ve uzayın bize nispet bir köşesini çöplüğe çeviren müşterek şuûrumuzun bir başka uçta belirme durumu vardır. Gözle görülmeyecek kadar şeffaf bir merhamet ve bu merhametten de öte, yabancı olana düşmanlık hissinin kızıştırdığı, aldırmazlık ve yalnızlığı tercih etme küskünlüğü vardır. Esasında; çöplerin içi yalnızlık ve yalnızlığın içi çöplerle dolu olduğu için temelde bir denge arayışıdır çöp-evin felsefesi: Aynaya baktıkça suretinde; bırakıp gitmenin küskünlüğüyle ölümcül bir özlemin acısının karıştığı metrûk bir ma’bed görür çöp-evci. Ayrılığın cehennemi ve kavuşmanın cennetinden çatılmış bir tapınağın yol haritasıdır yüz hatları. Gezip dolaşıp “temizlediği” sokaklarda bulduğu o mabedin tam merkezidir nesneyi hapsettiği yer ve onun tam şimdisidir eşyayı ilk fark ettiği an!
“Yazık unutulacak” bir mısraın altını çizmek gibi, hayatın boğucu teferruatları arasına sıkışıp kalmış bir enstantaneyi pis kokuların arasından çekip almak ve saklamaktır bir köşede, tüm yaptığı. Para biriktirmek, eşya biriktirmek, kartvizit biriktirmek, nefret ya da öfke biriktirmek gibi sessizce, nev’i şahsına münhasır bir albümde hayatı ve hayatın birçoklarınca görülmeyen detaylarını biriktirebilmek kaygısıdır hepi topu. Üstelik “karalamalarının yakılmasını” vasiyet ettiren bir kafkaesk yaratıcılığı, keşfettiği sırların ehil olmayanlarca çarpıtılacağı korkusunu duyan bir simyacı gizliliği, çirkin bir abide yükseltirken herkeslerden kaçan bir Babilli suskunluğu ile doludur içi dışı, bunu yaparken.

* * *

 Hayatı, göstere göstere yaşayanlara inat, suretsiz bir kimlik fotokopisi gibi kendi köşesinde gerçeğe susamak…
Bir isyandan, savaştan, mücadeleden uzak; edilgen bir araştırmacı-yaşamacılık…
Anın, herhangi bir eşya üzerine yansıttığı kendine has gerçeklikleri biriktirmecilik ve biriktirdiklerini gözlerden, gönüllerden ırak bir köşede herkeslerden saklamacılık…
Çöp-evlerin felsefesi daha derin değil midir müzelerden? Şişirilmiş değerlerin de çok şey gibi kendisi yükseldikçe küçülen gölgeleri vardır. Bu sağda solda, hijyenik ortamlarda sergilenen kültür nesnelerine göre daha derinlikli ve daha incelikli olan çöp-ev envanterleri; insan hakkında da, kültür hakkında da, medeniyyet hakkında da, yaşam hakkında da çok daha fazla şey söylemezler mi bize? Ve çok daha azına işaret etmez mi utangaçlıklarımızda biriktirdiğimiz yaraların?

3 thoughts on “Çöp Evler ve Müzecilik

  • 03/02/2012 at 16:04
    Permalink

    “Çöp-evlerin felsefesi daha derin değil midir müzelerden?” sorunuza direkt olarak “evet evet” diyerek kafa salladım. müze gibi sadece madden değerliye değer verip saygı gösteren yapıların, “gerçek” bir tarih malzemesi olması beklenemez zaten. bence bir halkın durumunu en iyi çöpe attıkları anlatır. galiba bu da çöp-ev envanterinin -olsa yani- has tarih belgesi olarak kabul edilmesini gerektiriyor :)

    Reply
  • 14/02/2012 at 18:45
    Permalink

    Bu yazıyı, konusunu önemsedim,önermesini de değerli buldum. Ama anlatışta (yahut benim anlayışımda) bir “şey” var sanki. Bir…ne? Bu bir karmaşıklık galiba ve bunu sağlayan uzun ve uzunken de devrik cümleler sanırım… Ve anlatıştaki kimi orijinal ifade ve bakış açıları da ayrıca çok güzel.

    Bunlar da doğrudan altını çizdiğim yerler:
    “Herkesin çöp diye bir kenara attığı onca gerçeklik, ruhundaki boşlukları doldurmak adına santim santim genişler, çöp karıştırıcısının./Aynaya baktıkça suretinde; bırakıp gitmenin küskünlüğüyle ölümcül bir özlemin acısının karıştığı metrûk bir ma’bed görür çöp-evci./onun tam şimdisidir eşyayı ilk fark ettiği an!/ Hayatı, göstere göstere yaşayanlara inat, suretsiz bir kimlik fotokopisi gibi kendi köşesinde gerçeğe susamak…
    Bir isyandan, savaştan, mücadeleden uzak; edilgen bir araştırmacı-yaşamacılık…
    Anın, herhangi bir eşya üzerine yansıttığı kendine has gerçeklikleri biriktirmecilik ve biriktirdiklerini gözlerden, gönüllerden ırak bir köşede herkeslerden saklamacılık…

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir