Çöken Çatıdan Görünenler

 

”seni seviyorum
bu bir yerde yanlış yapıyorumun arnavutçasıdır.”

– Furkan Çalışkan

Nasıl bir gafletse bu artık, sussan herkes üzerine gelir, konuşsan herkes senden kaçar. Dünya çok kötü, çok acı çekiyoruz, çok özlüyoruz. Bittabi, bir biz varız şu dünyanın yükünü omuzunda hisseden. Bunları çabuk geçtikten sonra, kıçımızı kaldıramamızdan mütevellit oluşan can sıkıntısını hemencecik rafa kaldırıp, beslediğimiz öfkeyi sağımıza solumuza kusuyoruz. Dünya işte bu yüzden pis. Büyüdükçe burnun alışıyor, sana temiz gibi geliyor.

– Ercan bana bakar mısın?

Baktım. Ne oldu? Gözlerin yeşil, saçların omuz hizasında. Pastel rengi suratın ve damarlı ellerin. Beyazın kapatamadığı yüzlerin var. Görmüyorum sanki. Ah şu can sıkıntısı olmasa!

– Kime diyorum ben!

Seni çekebilecek herhangi birine bağırsan daha iyi olur güzelim. Kaşlarımı indirip bakıyorum. Ellerini iki yana açıp, nefesini saldıktan sonra boğaza doğru çeviriyor kafasını. Konuşmadığında neredeyse güzel aslında. Arkasında yükselen İstanbul’un silueti de bu etkiyi yaratıyor olabilir. Çok takılmamak gerek. Gözlerini bana çeviriyor.

– şiir yazardın eskiden.

Hâlâ yazıyorum. Sana göstermiyorum sadece. Bu ülkede iki kişiden üçü şair demiş büyük yazarlarımızdan biri. Aslında mesele şiir yazmamam değil, sadece yazdıklarımda kendini görememen. Kendine ait referansları fark edip bana onaylatmadan rahatlayamaman.

– Yazayım hemen bir tane istersen?
– Ee yani şey…

Beni uğraştırma diyor. Dayanamıyorum. Can sıkıntısı başka birini bulmaktansa, elimdekine odaklanmamın daha iyi olduğunu söylüyor. Bu dünyaya bana şiirler yazmak için geldin zaten, neden uğraştırıyorsun beni bakışını atıyor. Zor bir bakış bu. Kaçıp gitmeme neden olabilir. Elime aldığım pilot kalemi sigaramdan dolayı iyi tutamıyorum. Farkında değil. Karşısında bir ressam varmış gibi poz veriyor. Aslında o da biliyor, meselenin şiiri güzel yazmak olduğunu. O yüzden görebildiği en uzak noktaya bakar gibi beni izliyor. İçime bakılmasından hoşlanmıyorum.

“yaz düğünü gibi
sıcağın altında can sıkıntısı
sürekli arayan gözler
yeşili sevemedim
bana mavi baksana biraz.”

Kâğıdı önüne atıyorum. Hemen doğrulup en mavi bakışını atmaya çalışıyor. Onu en çok böyle zamanlarda seviyorum. En büyük sayıya her zaman bir eklenebileceği gibi, en mavi bakışı bile kirli bir beyazdan öteye gidemiyor, farkında değil. Gülümsüyor.

– Kahven soğudu.
– Rüzgâr var ondan.

Rüzgârın kesemediği gürültüler var hayatımda, yoğunlaşmıyorum, canım sıkılıyor. Gece uyuyacakken gelen çiş gibi bu his. Kalksan gitsen olmaz, gitmesen ayrı dert. Sonra gözde’yi arıyorum, saçma sapan herhangi bir yerde kahve içiyorum. Dünyada kahve üretiminden daha fazla kahve tüketildiğini, içtiğimin kahve olup olmadığını bile bilmeyerek. Çok az şeyden emin olabiliyorum şu hayatta, onlardan biri de benimleyken onun canının sıkılmadığı. O gökyüzünü sever. Bir de yeni çıkacak şiirlerim için baskı yapmayı.

– Hadi kalkalım.
– Nereye?
– Yürüyelim.
– …

Yürümeyi sevmiyorum. Benim için gezmek, bir yerlere gidip oturmak ve geyik muhabbetinin dünyayı döndüren enerjinin asıl kaynağı olduğunu bilerek gereken ehemmiyeti göstermektir. O ise romantik sözler ve sanki anlayamadığım şeyler varmış gibi onun gözlerinin içine bakmamı, yazmamı ve babam gibi sigara içmemi istiyor.  Elimi tutup gökyüzüne bakıyor. Herkesin sıkıldığını düşündüğüm şu dünyada yüzüme çarpan bir tokat gibi.

 

n

 

cigarette coupons

Ali Berkay

profesyonel okuyucu, amatör yazar. eliptik camları olan bir gözlüğüm var. yazılarımın oluşumu ve gelişiminde eser miktarda kahve ve sigara etkisi olup, yazar bağımlılıklarını asla inkar etmez. aksi belirtilmedikçe öykülerde bahsedilen kişiler ve kurumlar kurgusaldır. hepsinin yanaklarından öperim.

9 thoughts on “Çöken Çatıdan Görünenler

  • 13/06/2012 at 14:56
    Permalink

    Bana mavi baksana biraz… Tamam, siyah da kabulüm, yeter ki bak bir kez olsun.

    Kurgusu, akışı çok güzel. Hani yazılan aslında okuyanladır, okuyandır, o ne alıyorsa, ne hissediyorsa odur ya. Ben bir okur olarak yazanla (bir)olduğumu düşünüyorum. Okur kendinden ne kadar çok şey bulursa, yazıyı sahiplenir. Bu yazı benim olsun. Eline sağlık Alicim. Devam..

    Reply
  • 14/06/2012 at 23:13
    Permalink

    Gercekten cok sıkılıyoruz ve bunu cok güzel anlatmışsınız Kurgusunu cok sevdim Bu iç konuşmalar yazı dizisi gibi devam etse?

    Reply
    • 15/06/2012 at 00:29
      Permalink

      aslında böyle bir şey düşünülebilir. öneriniz ve yorumunuz için teşekkürler :)

      Reply
  • 15/06/2012 at 01:37
    Permalink

    Ali Berkay, bu çağdaş boşluklarımızı ne güzel dile getirmişsin! Okuyunca tüm insanların sıkılmasının ne kadar sıkıcı olduğunu hissettim.

    Dikkatimi çeken: “yoğunlaşamıyorum” değil, “yoğunlaşmıyorum” diyor anlatıcı, biraz da isteyerek sıkılmak mı var burada?

    Reply
    • 15/06/2012 at 23:56
      Permalink

      kesinlikle. yoğunlaşacak bile olsa yapacağı şeye değeceğini düşünmüyor. teşekkürler yücel abi.

      Reply
  • 16/06/2012 at 02:34
    Permalink

    kadın adamı seviyor adam da öyle ama adamın “sevgililik” oynayacak kadar neşesi yok sanırım…
    elinize sağlık

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir