Çocuktum

Çocuktum. Buğday tarlasında ekin biçen annemi beklerken altı delik kara lastiklerimden ayaklarıma çöpler dikenler batardı. Orak tıkırtısıyla başak hışırtısı kulaklarımda… Annemin terli elleri arada bir kirli sarı saçlarımda gezinirdi. Çekirgeler zıplardı çıplak bileklerime. Eve dönerdik akşamüzeri. Annem yorgun argın… Ben çocuk, sessiz sakin…

“Güneş geçti bunun başına.” derdi ninem. Hasta gövdesini sürüyerek aşkanada, kilerde gezinirdi. Beyaz tülbentle yoğurt sarardı alnıma. Ağrılarımı serinletirdi sevgisiyle.

Konu komşu “Bu çocuk çok yaşamaz.” dedikçe annemin içli bakışları gezinirdi yüzümde. Ninem daha bir sarılırdı ellerime, direnirdi… Güçle, ısrarla… “Ne bir delikanlı olacak benim oğlum. Utanacak onlar sözlerinden.”derdi. Dedem bal bulup getirirdi. Borçla aldığını bilmezdim. Tahta balkonda karıncalarımla oynardım. Toprak bacadan eriğin dalındaki kargayla konuşurdum. O “Gaak!”dedikçe ben, “Hayır haber söyle karga, sana yağlı ekmek vereceğim.”derdim. Ninemin öğrettiği gibi, her seferinde… Hangi hayırlı haberi beklediğimi bilmeden…

Şimdi şehrin kış güneşi yüzünü gösteriyor, yoldan geçen kadın zayıf oğlunu taşıyor kucağında. Ninem, sevgisiyle beni büyüten sultanım, çok uzak bir mezardan “Demiştim ben…”diyerek boyuma bosuma maşallah çekiyor sanki. Rahat tabanlı ayakkabılarımda buğday çöplerinin, eşekdikenlerinin kesikleri sızlıyor. Toprağa kaçtı karıncalarım. Masalımın kargası hangi eriğin dalındadır? Ve hâlâ onunla konuşan bir çocuk var mıdır toprak bacalarda?

M. Yücel Öztürk

1983, Gümüşhane. Okumakla yazmak arasında kendini aramaktan memnun. Bazı dergilerde öykü ve denemeleri yayınlanmış. İstanbul'da yaşıyor.

4 thoughts on “Çocuktum

  • 04/11/2011 at 20:58
    Permalink

    Ah, ilk okuduğumda da çok ekilemişti beni, dünün naif, zarif, küçük çocuğu… Hâlâ öyle.

    Reply
  • 05/11/2011 at 12:34
    Permalink

    Kimdi hatırlamıyorum ama ünlü bir yazar, çocukluk tükenmez bir hazinedir, demiş. Katılıyorum. Bu yazı da bu hazinelerden bir inci tanesi olmuş.

    Reply
  • 09/11/2011 at 14:29
    Permalink

    O hüzün yakamı bırakmadı gitti Suzan hocam :)

    N. Narda, çocukluk bir hazine evet, hiçbir yaşta çocukluktaki kadar kaydedemiyoruz insanlık hallerini..

    Reply
  • 09/03/2012 at 10:34
    Permalink

    Bu çocukluk bambaşka bir şey…… derin bir kuyu, ne gizleri, ne sözleri saklar ve ne zaman çıkarır bilinmez…. ben de okurken ayaklarıma dikenler battı, ısırganlar yaktı çocuk bacaklarımı, tepelerden aşağı indim, çeşmelerden su doldurdum, güğümümle..

    yağlı ekmek………. sayın yazar; otuzdan fazlasınız bence, yaşanmışlıklarınızın ip uçları çok bu yazılarda, yağlı ekmeyi bilir mi her çocuk………. yağlı ekmek……… bir neslin en lüks çocuk katığıdır….

    Ninelerimizin emeği çok üstümüzde… bugünkü çocuklar onlarla hiç yaşamamışken ve hiç yağlı ekmek bilmezken………… zaman geçip giderken, ayağımızdaki kara lastikler tarih olurken.

    Belki karga hayırlı haber vermiştir…. belki duymamışsınızdır, belki duymamışızdır bir çoğumuz… kargalar çok uzun yaşar bilirsiniz…

    başka yazınız kalmadı sanırım okumadığım……… çok kırılgan çok zarif bir şeyler var yüreğinizde belli, yazıya dökmeniz bir kaç yıllık süreyi kapsasa bile…. çok uzun zamandır, gönlünüzde belediğiniz belli kelimelerinizi, gözlediklerinizi ve yaşadıklarınızı……

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir