Bu Bir Şikayetname Değil, Bu Bir İtirafname

Sessiz bir gecenin içinde saklı, karanlıklar. Örtülü bedenlerin en açık rüyalarında gizli, yalanlar. Yürümekten aciz ayakların altında, çiğnenmiş hayaller ve dokunmaktan korkan parmakların ucunda, dipsiz umutlar. Bu bir şikâyetnâme değil, bu bir itirafnâme; saklı olan her ne varsa… hiç kimse, göründüğü gibi değil.

Damla damla dökülürken şehvetin solukları karanlığa… maskelerini yanından ayıramayan insanın maskesiz hâlinin çirkinliği çarpacak aynalara, kimsenin göz bebeğine değmeden. Karanlığın örtüsünün altında çıplak günahlar. Bu yüzden yansımayacak hiçbir ışık huzmesi. Gün doğarken hemen geçirilecek yüze, maskelerden biri. Korunaklı cümleler seçilecek kulaklara. Korunaklı kelimeler dökülecek dudaklardan.

Yalanlara bürünecek bedenler. Güzelleştirilecek. Süslenecek. Aynasından kendisini izleyecek; gizlenmiş taraflarının sıkı sıkıya yamandığı aynadan, yamayamadığı taraflarını, tek tek cımbızlayarak. Yarattığı bu güzelliğin beğenilmesini isteyecek. Tapınılmayı bekleyecek; her gün, her an, yeniden ve yeniden bir ben inşa ederek… Her gün, her an, yeniden ve yeniden inşa ettiği ben’i yıkarak.

Suskun kelimelerin ardında koca bir dünya sızarken hayatın içine… gizlenen her şey: yalan, riya, kibir, şehvet, katl, dedikodu, iftira, hırs, açgözlülük, doyumsuzluk, vurdumduymazlık, şiddet, hiddet, patavatsızlık, suistimal, edepsizlik, acımasızlık… sanki bunları gizleyen kişi değilmiş gibi yaşarken… ve hep başkaları böyleymiş gibi davranırken…

yüreğini başkasının ellerine sunmak mümkün mü? mümkün mü aşk? sevgi?

Kaç elin var, kaç ayağın, kaç gözün, kaç yüreğin, kaç ben’in? Hangisinin ellerinde ipin? Çatlaklardan sızan birkaç kelime, kimin? Kimin kelimeleri, kelimelerin? Kimsin, kimsin, kimsin sen?

Bu bir rüya deyip dalmalı rüyaya; ya da uyanmalı rüyadan korkutucu gerçeğe. Bir çembere hapsolmalı, kurtulup çarptığın köşelerden; ya da durmalı… ya da…

Ateş ve su; toprak ve hava… insan. Bir rüyanın içinde… üryan. Bir tarafı yalan, dolan… isyan; diğer tarafı… diğer tarafı?

En kuytu köşesinde gecenin, akarken damlalar bedenine, irkilirken ansızın, bir cılız ses titretirken seni, onu duymaya kapatmışken yüreğini, yüreğini örtmüşken sımsıkı, sükûta gebe bırakmışken kendini; o cılız ses:

bu bir rüya sadece; bu bir… rüya. Uyansana! uyansana… yan/sana… ansana…

Sessiz bir gecenin içinde saklı, karanlıklar. Örtülü bedenlerin en açık rüyalarında gizli, yalanlar. Yürümekten aciz ayakların altında, çiğnenmiş hayaller ve dokunmaktan korkan parmakların ucunda, dipsiz umutlar. Bu bir şikâyetnâme değil, bu bir itirafnâme; saklı olan her ne varsa… hiç kimse, göründüğü gibi değil.

Suzan Nur Başarslan

scrisse, amo...

5 thoughts on “Bu Bir Şikayetname Değil, Bu Bir İtirafname

  • 04/04/2014 at 18:45
    Permalink

    Muhakkak uykudayız.belki gerçeği arama konulu rüyalar görüyoruzdur. kimi gerçeğin ta kendisi sandığı kendinin rüyasındayken.. bir kimi hissettiği gerçeğin litaretürde kelimesini bulamamış. insan olmak tuhaf. insani erdemsizliklerini erdeme dönüştürmeye çalışırken, insan olmak zor- diyorum,insan.
    sevgiler sana Suzan.

    Reply
  • 04/04/2014 at 19:04
    Permalink

    Çok garip bir şey insan olmak. Bazen hayretle izliyorum bazen üzüntüyle. Bazen de kendimi izliyorum… Ses kesiliyor.

    Reply
  • 05/04/2014 at 19:45
    Permalink

    anlatmak ve anlamak isteyen…

    Reply
  • 12/05/2014 at 21:16
    Permalink

    ah be üstad söz yazıyla buluştuğunda insanın doğasına hükmeden aşkı bu kadar yalın sade güzel kelimelerle anlatmak marifetname gibi tebrikler

    Reply
  • 13/05/2014 at 14:04
    Permalink

    Ben teşekkür ederim. Selamlar.

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir