Bir Endülüs Köpeği, Küçük Küller ve Guernica

Wachowski biraderler (Amerika), Cuong Ngo (Vietnam) Takashi Miike (Japonya), Xavier Dolan (Kanada), Ferzan Özpetek (İtalya-Türkiye), Eiichirō Hasumi (Japonya), The Spierig Brothers (Avustralya), Todd Haynes (Amerika) son dönemde izlediğim yönetmenler. Size anlatmak istediğim filmse yönetmeniyle değil -yönetmeninin daha önce hiçbir filmini izlemediğim için- konusuyla izlemeye karar verdiğim ve açıkçası sadece konusu açısından beğendiğim bir film.

Little Ashes; Federico Garcia Lorca, Salvador Dali ve Luis Bunuel‘in gençliğini konu alan bir film. Üç dahi: Şair, ressam ve yönetmen. Bu noktada benim için büyük bir hazine. Biyografik-belgesel tarzı bir film olması, hikayeyi sadece verilen röportajlarla-belgelerle sınırlı tutması, gerçekliği tartışılan konuları “Böyle diyenler de var.” şeklinde vermesi filmi sâde, mümkün olabildiğince nesnel ve sınırlı bir zaman dilimini anlatması bakımından da belgesellerin o ağır havasından uzak bir film kılıyor. Filmin en ilgi çeken yönüyse bire bir Bir Endülüs Köpeği (1929) ile bağlantılı olması, Bir Endülüs Köpeği’ndeki sürrealist sahnelerden esinlenerek Dali ve Lorca’nın ilişkisini açımlamaya/bu sahnelerin gerçek hayattaki karşılığını bulmaya çalışmış olması: Dali’nin çocukluğuna dair göndermeler, cezalandırılması, cinselliğe bakışı ve cinselliğin yasaklı, çirkin, günah -ölü eşek ve iki rahip-, ölümle eşdeğer olması, bisikletli kadın kıyafetli adamın ölümü-içinde farklı bir cinsellik taşıyan erkeği ölüme mahkum etme, bu tarz düşüncenin mahkum edilmesi…-, kadına dokunmak isteyen elin içinden çıkan karıncalar ve kelebek imgesi! Lorca şiirlerinde sıklıkla kullanır kelebeği. Kelebeğe bakan kadınsa kelebeğin sırtında ölümü görür. Birinde baharı, yaşamı imleyen bakış -ki Bunuel Lorca’nın şiirlerinde bunu/kelebekleri eleştirir- diğerinde ölüme tekabül eder… (not: bunlar sadece benim görmek istediklerim de olabilir elbette, sonuçta sürreal bir filmde anlam, anlamsız bilinç-akışı görüntülerin birbirini izlemesidir.) Bu noktada Dali’nin resimleri de aynı mercekle incelenip gerçek hayata olan izdüşümü yakalanmaya çalışılmış. İzlerken şunu diyorsunuz: Demek, Bir Endülüs Köpeği’nde ve bu tabloda kastetmek istediğin buydu Çatlak Dali!

Little Ashes, Madrid Öğrenci Yurdu’nda kendilerini yeni yeni ispat etmeye çalışan Lorca ve Bunuel’in yurda yeni gelen Dali’yle arkadaş olmalarıyla başlıyor. Lorca ve Dali’nin arkadaşlığı farklı bir yöne ilerlerken Bunuel’in dışarıda bırakılmasına verdiği tepkiler, döneme, siyasete, hayata, sanata bakışı başlangıçta ağırlığı Bunuel’e kaydırıyor. Bunuel’in Dali’yle Fransa’ya gitmesinden sonra da ağırlık merkezine Lorca, Franco rejimine karşıt hareketin aktivist katılımcısı olması yönüyle oturuyor. Zamanla değişen Lorca ve Dali arasındaki kontrassa daha da belirgin hale getirilerek(Dali’nin karşıt olduğu Franco rejiminin destekçisi haline gelmesi) iki sanatçı arasındaki ilişkinin tamamen kopma noktasına gelmesi, ardından da Lorca’nın öldürülüşü ile film bitiyor. Sondaki vurucu sahneyse sanırım o dönemdeki tartışmaların tamamını yansıtabilmek adına özellikle ne şiş yansın ne kebap tarzında çekilmiş. Yönetmen aslında çoğu yerde bu çizgiyi korumuş ve bu yansızlık/taraf seçmeme durumu olumlu anlamda nesnelliği sağlarken; olumsuz anlamda filmin dramatik dokusuna zarar vermiş.

Sanatçılar için aşk ve ayrılığın en büyük esin kaynağı olması Lorca ve Dali’nin ilişkilerinin ilk zamanlarında verdiği eserlerinde bir kez daha ispatlanırken, Dali’nin bu ilişkideki git-gelleri de güzel yansıtılmış. Aşamadığı bir duvar bu ilişki ve beyninde duyduğu sesler, kalabalık, uğultu, karıncalanma… onun toplumsal kabulleri önemsemeyen, aşmış biri görüntüsünün zıddına tekabül ediyor. Dali hiçbir zaman dönemin kabullerinin dışına çıkamayan bir sanatçı. Renkten renge giriyor, zıt davranışlar, düşünceler sergiliyor ve toplumun üstünde bir değerinin olduğunu savunurken, ben’ini cilalarken aslında o toplumdan(toplumun genel kabullerinden) hiçbir zaman kopmaya cesaret edemiyor. Bir show adamı çoğu zaman. Tutarsız. Tutarsızlığını sanatçı kişiliğinin bir etiketi gibi kendisine hak olarak verilmiş bir paye olarak gururla ve umursamazca etrafına saçarken aslında alttan alta bu sadece göstermek istediği bir tavır; olan değil. Hayatının hiçbir döneminde Lorca ile olan ilişkisinde açık olmamış Dali, son dönemlerinde verdiği birkaç röportajda da çok az bilgi paylaşmış ve gene bu bilgilerde de hep toplum tarafından yargılanmamak için kendisini savunur bir tutum sergilemiş. Lorca’nın tam tersi bir karakter. Lorca bir şair, bir düşünür, bir aktivist. Hiçbir düşüncesini ve olduğu kişiyi saklamaya gerek duymayan, içinden çıktığı topluma asla sırtını dönmeyen, kendisini onlardan yüce görmeyen, o toplumla beslenen, yoğrulan, adaletsizliğe tahammül edemeyen, ezilen halkına yardım edebilmek için elinden geleni yapan, o halkın her bir ferdine saygı duyan… Lorca, bir şair. Yüreğe dokunan bir şair.  “Kimse şairleri vurmaz, ben de bir şairim” diyen, oysa kurşuna dizilerek öldürülen bir şair… Neruda onun için şunları der: “Ne mükemmel bir şair! Ondaki kadar yürekliliğe ve dehaya, heyecanlı bir kalp ve duru bir sese bir daha hiç rastlamadım. Federico Garcia Lorca, eli açık bir sihirbazdı, bir neşe kaynağı idi. İçinde taşıdığı yaşama sevinci ile bir yıldız gibi parladı. Saf ve komik, başarılı müzisyen, mükemmel bir pandomimci, çekingen ve batıl inançlı, pırıl pırıl ve iyi yürekli. Lorca’da ispanya’nın bir çağını yaşamak mümkündü. Halkçı gelişme çağını. Gelip geçmiş o ispanya’yı aydınlatan biri. Güzel kokular saçan bir yasemin demeti.” Bunuel’se deli dolu, sanatı için Paris’e gitmek ve kendisini ispatlamak isteyen, gençliğin verdiği o pervasızlıkla her şeyi eleştiren ve keskin değerlendirmeler yapan ama bunları çözmek yerine kaçmayı tercih eden bir sanatçı başlangıçta. Keskinliği yer yer ikilemleriyle zedelense de, ulaşmak istediği noktaya ulaşmak için tüm engelleri aşmaya azimli biri.

Picasso Guernica’yı Lorca’nın ölümünden bir yıl sonra çizdi; ama çalışmasına daha önce başlamıştı. Guernica üzerinde çalışırken “İspanya’nın mücadelesi, insanlara, özgürlüğe yapılan saldırıya karşıdır. Ressam olarak hayatım boyunca sürekli sanatın ölümüne karşı durmaya çalıştım. Benim gericilikle ve ölümle anlaşma içinde olduğumu kim bir an için bile olsa düşünebilir? Üzerinde çalıştığım ve Guernica ismini vereceğim resimde ve son zamanlardaki tüm eserlerimde, İspanya’yı acı ve ölüm okyanusuna batıran askeri sınıfa duyduğum nefreti açıkça göstermekteyim.” der. Picasso, Gestapo tarafından sorgulanırken bir Nazi subayının, ressamın evinde Guernica’nın fotoğrafını görünce, “Bunu siz mi yaptınız?” diye sorusuna, Picasso’nun “Hayır, siz yaptınız.” cevabını verdiğine dair çok ilginç bir anekdot da vardır. Guernica’nın bana hissettirdiği şey ise bambaşka. Bu tabloya bakarken neden bunu Picasso çizdi diye düşünüyorum Dali’nin yerine. Sanki bu tabloyu çizmesi gereken kişi bana Dali olmalı geliyor. Dali, o karanlıkta ölen ruh eşi için bu kadarını yapabilmeliydi. Ama o yapmadı, yapamadığı/yapmadığı diğer her şeyde olduğu gibi. Uzaktan izleyen kişiye de bunu kabullenmekten başka bir şey kalmıyor.

Kızıyor muyum: Evet! Kızıyor muyum: Hayır! Ah benim kurgu-sever duygusal yüreğim! Her zaman aklınla değil yüreğinle izlediğin için her daim üzülerek bitiriyorsun çoğu filmi. Bu da onlardan biri işte! Lorca’nın yaralı gölgesinden dünyaya bakmayı bırakmalısın artık. Film bitti!

Güzel kokular saçan o yasemin demetiyse çoktan soldu…

Suzan Nur Başarslan

scrisse, amo...

2 thoughts on “Bir Endülüs Köpeği, Küçük Küller ve Guernica

  • 11/01/2016 at 20:53
    Permalink

    Bu güzel site için çok güzel bir başlangıç! Teşekkürler.

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir