At Kuyruğu

Buradadır herhalde, şimdiye kadar hiç sektirmedi. İşte, oturuyor. İlk kez mavi giymemiş: ince siyah çizgili açık kahve bir gömlek. Yine sigarasıyla. Önündeki hangi dergi acaba? Parmaklarını hiç düzgün tutmuyor; kavisli tutuyor sigarayı. Sanki her an düşecekmiş gibi sigarası elinden. Tuhafıma gidiyor tutuşu. Dışarıya dalmış. (Fazla bakma!) Tam karşıdaki masa boş ama… Yandakine mi otursam? Her dışarıya göz atışımda ona bakıyormuşum sanabilir. Tam yerine oturmuş hani! Tezgâhtarın da karşısı. İyi tanışıyorlar galiba. O samimiyet nerden yoksa. Neyse ne. Şunlara göz atmam lazım hemen. Gördü, gülümsüyor yine. Alt tarafı Requiem’e aynı anda talip olduk. İncelik gösterip bana bıraktı. Her gördüğümde selamını alıp  gülümsemek zorunda mıyım yani? Şöyle yana çekerim sandalyeyi, ayaklarımı da içeri doğru bükersem gelip geçene de zarar vermem. Başımı kaldırdığımda da o tarafı görmem. Onu yani…(Kitaplara dön, iki tanesini seçmen lazım!) Bakalım, önce bu, ilk paragraf iyiyse… Neden kalktı acaba? Gidiyor mu? Çakmağı masada. Tuvalete falan kalkmıştır. Krem rengi pantolon. Ayakkabılar… Ne kadar uyumlu. Kadın eli mi değiyor yoksa? Annesidir belki. Geçen hafta Maldoror’un Şarkıları vardı önünde. Gidene kadar onu okudu. Yumuşak adımları var. Tezgâhtarla mı konuşuyor yine? Evet, onunla. Kesin önceden tanışıyorlardır. Eski müşteridir. Çabuk samimiyet kuran tiplerden demek ki. Kız da yılışık hani. Nasıl da gülüyorlar, ne anlatıyor acaba? Boş versene. (Bu da ne ayağımın altında?!)

“Ay, Sarman sen misin uyuz kedi! Kıvrılma ayağımın altına, bak, sana diyorum şişko kedi, kuyruğuna basarsam görürsün!” Bu kediler de ne rahatına düşkün yaratıklar! Hele bu! Sahibinin patron olduğuna güveniyor herhalde, en olmadık zamanlarda istediği yere gelip kıvrılıyor.

 – Kalkmaz o artık. Requiem bitti mi?

– Efendim? (Böyle birden, ne zaman geldin yanıma be adam ,ödüm koptu!At kuyruklu tezgâhtar nerede bakayım bir… Başkasıyla konuşuyor.)

– Requiem, Tabuc…

– Tamam, anladım. Hayır, bitmedi.

– Adım Hasan. Requiem’i senden sonra ben de aldım ben. Oturabilir miyim?

– (Hemen de senli benli olduk!) Kalkmak üzereydim. Arkadaşlarla buluşacaktık.

– Önemli değil. İyi günler o zaman.

Şimdi kalkıp gitmem gerekecek. Gitmezsem yalancı olurum. Keşke…keşke ne?.. Requiem’den konuşurduk belki. Belki başka şeylerden…

*fotoğraf: J.P. Leneud ve E. George

 

 

Nagihan Şahin

İzmir'in tüm kaldırımlarının Avrupa Birliği standartlarında olması için mücadele eden idealist bir mühendis. Bu konuda İspanyol meslektaşları ile CEN Technical Committee TC 227 başlığı altında fikir alış-verişlerini inatla sürdürmektedir.

2 thoughts on “At Kuyruğu

  • 05/01/2013 at 21:51
    Permalink

    küçük bir an’ın hikayesi. öncesi içinde saklı, sonrası meçhul. öyle yoğun-sanatlı-iddialı cümleler yok (kısa hikayede belki daha çok tercih edilen tarz öyle), ama bıraktığı etkinin dozu yüksek.
    ilhamınız bol olsun.

    Reply
  • 16/01/2013 at 11:10
    Permalink

    Teşekkür ederim, kısa ve “sahnevari” yazmayı seviyorum.

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir